"Birtek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir." Montesquieu
"Bir zencinin rengini degistirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yurekler vermektir." PANIN
"Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." Sokrates
"Bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar vermiş olsa bile adaletsizlik etmiş sayılır." Anonim
"Bir ülkenin türkülerini yapanlar kanunlarını yapanlardan daha değerlidir." Tales
"Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur." Eflatun (M.Ö.427-347)
"Bir şey her şey için, her şey bir şey için vardır." GOETHE
"Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur." Montesquieu
"Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır." Lao-Tzu)
Zanan seni değil, sen zamanı kullan. e.yıldırım
"kaldır at çöpe, bayatlamış hatanı akıllı ol koru şu gencecik sevdanı ballı olsun ki aşkın, tatlı kılasın akıp giden zamanı" Erol Yıldırım
Kaçan Zamana ağlayacağına, kaçırmadıklarınla övün... E.Y
Zamanla Lades tutum Gökyüzüne ellerim açıktı Aklımdaydı,ama hile yaptı "Aşkı" avucuma attı... Erol Yıldırım
Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben. ŞEMS-İ TEBRİZ
SÖZ UÇAR, YAZI KALIR...
$('#s7').cycle({fx: 'scrollLeft',delay: -3000});
Menü
Anasayfa
ANTOLOJİLER
Biyografi
Kitapları
Yazıları
Şiirler
Ödülleri
Forum
İletişim
Arama
Fotograflar
Kitap Siparişi
Katkıda Bulundukları
ALMANCA / DEUTSCH
Çevirileri
Hakkında Yazılanlar
DEUTSCHE WERKE
AYDINLIĞA AKAN ŞİİRLER
DOSTLUĞA AKAN ŞİİRLER
RENE AKAN ŞİİRLER
BİR BULUT KAYNIYOR
BİR SEVDA DESTANI
BARIŞI KUCAKLASAK
EYLEMİN GÜNLÜĞÜ
DEUTSCH GEDİCHTE 1
DEUTSCH GEDİCHTE 2

İstatistikler [Sayaçlar]
Bugün Tekil : 16
Bugün Çoğul : 33
Toplam Tekil : 39736
Toplam Çoğul : 330772

Anket
Anket Sorusu : İyi bir roman nasıl olmalı?
İyi bir şiir nasıl olmalı? - 3 Kişi
İyi bir öyküde neler ararsınız? - 1 Kişi
İyi bir yazıdaki kriterleriniz nelerdir? - 1 Kişi
Toplam Oy: 5

Giriş Paneli
Kullanıcı :
Şifre :
Hatırla :
RENE AKAN ŞİİRLER

[CODE]LİSELİ SEVGİLİM (BİN YILLIK SEVDA)

NE ZAMAN RANZAMA SIRT ÜSTÜ UZANSAM
GÖNÜL PENCEREMİ DÖRT DUVARA ASSAM
AÇILIR HÜCREMİN KAPISI GİRER İÇERİ GÖKKUŞAĞI
ALIR BENİ TERKİSİNE CANIM ÇEKER UZAKLARA GİDER

BORAYIM FIRTINAYIM ON BEŞ YAŞIM HOVARDAYIM
BAŞIMDA KAVAKYELLERİ ÇAPKINCA BİR FİRARDAYIM

GELİNCİK TARLALARI UÇURTMAMIN PIRPIRLARI
YÜREĞİMİN ÇIRPINTISI DELİKANLILIK ÇAĞIM
SEVGİLİM CEYN BEN KORKUSUZ TARZAN’IM

NE ZAMAN RANZAMA GÜLÜM SIRT ÜSTÜ UZANSAM
ÇİNGENE GÜZELİ GÜLLÜ BAŞUCUMA GELİR FAL AÇAR
NİYET TUT DER TUTARIM...
SEVGİLİM LİSELİM KARIM SEVDALI DÖRTBİR YANIM
BİR DE BAŞROLLERDE EYLEM DOLU İSYANIM

NE ZAMAN RANZAMA BOYLUBOYUNCA UZANSAM
SENİNLE EL ELE IŞIK HIZIYLA İSTANBUL VAROŞLARINI
KARIŞ KARIŞ DOLAŞIRIM
FIRTINAYIM BORAYIM ÇAPKINCA BİR FİRARDAYIM
LUVR'UN PAHALLI KADINI MONOLİSA'YI BEN PARİS'TE
GEBE BIRAKMIŞIM...
ŞAFAKLA BİRLİKTE ŞANZALİZE'DE VURULACAK GİYOTİNLE BAŞIM

NE ZAMAN RANZAMA BOYLUBOYUNCA UZANSAM
EYLEM DOLU İSYANDAYIM...
ZENCİLER MAHALLESİ HARLEM'DE
SEVGİMİZİ KARANFİL YAPIP DAĞITIYORUM ZENCİLERE
TAKMA KAFANA GÜLÜM ALKADRAZ'DA TUTUKLUYUM
CEZAM ELEKTRİKLİ SANDALYE...
ÇÖZÜLMEDİM DAHA BEN HİÇBİR İŞKENCEDE
DÜN YİNE SEVDAMI BİR ŞAMARCASINA SAVURDUM CELLATIN SURATINA

NE ZAMAN RANZAMA SITÜSTÜ UZANSAM
KOLUMDA SEVDAM BOYNUMDA YAFTAM
HER GECE GALATA'DA SİSLİ BİR LİMANDA ASILMAKTAYIM
TAKMA KAFANA GÜLÜM DAHA ÇOK UZAK BİZDEN ÖLÜM
FERMAN PADİŞLAHINSA SEVDAM BENİM

NE ZAMAN RANZAMA SIRTÜSTÜ UZANSAM
GÖNÜL PENCEREMİ DÖRT DUVARA ASSAM
AÇILIR HÜCREMİN KAPISI GİRER İÇERİ GÖKKUŞAĞI
ALIR BENİ TARKİSİNE CANIM BEN YİNE DOLUDİZGİN
BİN YILLIK BİR FİRARDAYIM...

Erol Yıldırım
(Düsseldorf Bir Bulut Kaynıyor’dan)


Eylemin Günlüğü

Geçenlerde küçük Eylem
Anneciğim diyordu
Niçin balonlar özgür değil
Uçurtmaları neden iple bağlıyorlar
Bahçede minnoşu zincire vurmuşlar
Kuşları neden kafeslere koymuşlar
Sirklerde aslanlar köle
Bir sağa, bir sola kırbaçlanıyorlar
Kim çizdi bu sınırları
Boydan boya dikenli teller
Mayın tarlaları…
Türk Kürt Arnavut Alman
Karmaşık bir bilmece
Tek başıma düşündüm
Çözemedim günlerce
Oysa sen hep beni över
Çok akıllı kızım derdin
Evet anneciğim
Televizyonda izledim
Hani şu siyah yüzlü
Karınları şiş gözleri çukur
Elleri ayakları kocaman
Çocuklar var ya
Sinekler yüzlerine gözlerine
Bir konup bir göçüyor ya
İşte o çocuklar
Bir, bir art arda sokaklarda
Açlıktan ölüyormuş
Anneciğim yalvarırım
Yumurtamın yarısını
Zorla yedirme bana
Yollayalım zavallı
Açlıktan ölen çocuklara
Babama yalvaracağım
Ve ona diyeceğim ki
Tüm iplerini keselim uçurtmaların
Mavi göğe salalım balonlar
Gökyüzü renklerle dolsun
Yoksul ülkelerin çocukları mutlu olsun
Dostluk barış gelsin dünyaya
Dikenli telleri zincirleri
Özgürlüğü yok eden tüm engelleri
Eritip kocaman kazanlarda
Bir baştan bir başa
Sınırlara kaydırak yapsınlar
Çevresini çocuk parklarıyla donatsınlar
Dünya çocukları ve ben
O zaman ne mutlu olurduk
Anneciğim bir bilsen

Erol Yıldırım
İstanbul (Eylemin Günlüğü’nden)

Tagebuch Eylems


Vor kurzem
          sagte
          die kleine Eylem:

Mutti, warum sind die Ballons
                               nicht frei?
Warum
            bindet man
                              die Drachen
                                                 an Fäden fest?
Im Garten
                hat man
                             Minnos
                                         an die Kette                                                                                                                        gelegt.
Warum
            hat man
                         die Vögel
                                        in Käfige
                                                     gesperrt?
Im Zirkus
                sind die
                             Löwen Sklaven,
sie werden
                  hin und her
                                     gepeitscht.
Wer hat
             diese Grenzen
                                   gezogen…!
Ihnen entlang
                       sind überall
                                          Stacheldrächte
                                          und Minenfelder.


Türken, Kürden, Albanier, Deutsche
ein Rätsel.

Allein
          habe ich
                       sehr viel
                                     darüber nachgedacht,
                                     aber Tagelang keine Lösung
                                     finden können

 obwohl
            du mich
                         immer gelobt hast
                                                      und zu mir
                                                                     
                                                   "  meine kluge Tochter " sagtest.

Ja Mutti,
             im Fernsehn
                               habe ich sie gesehen,
also, diese
                 schwarzgesichtigen,
                                                hohläugigen Kinder,
                                                deren Bäuche geschwollen
                                                und deren Hände und Füße
                                                groß sind…,
                                              

Fliegen
           sitzen auf ihren Gesichtern,
auf ihren Augen
und schwirren hin und her,
                                           stimmt das?

Sie, diese Kinder
                          sterben von Hunger,
                                                          eins nach dem anderen
                                                          auf den Straßen…

Meine liebe Mutti,
                            ich bitte dich:
                                                  Zwinge mich nicht
                                                  mein Ei aufzuessen…!

Lass uns die Hälfte
                              den armen, verhungernden Kindern
                                                                                       schicken.

Ich werde auch meinen Vater
                                               bitten und ihm
                                                                        sagen:
Zerschneiden wir
                           alle Fäden der Drachen,

                    lassen wir
                alle Ballons
                                  in den blauen Himmel fliegen,
der Himmel
                   soll sich mit Farben füllen,
damit die Kinder
                           der armen Länder
                                                        glücklich werden,
und Freundschaft,
                            Frieden auf die Erde kommen !
Stacheldrähte,
                       Ketten, alle Hindernisse der Freiheit
                       sollen weggeschafft
                       und in großen Kesseln eingeschmolzen werden.

                        Von einem Ende
                        bis zum anderen
                                                   sollen alle Grenzen
                                                   zu Rutschbahnen
                                                                               gemacht
und ringsum
                    Kinderspielplätze
                                                errichtet werden!
                         

Alle Kinder  der ganzen Welt
                                                   und ich
                                                   wie glücklich wären wir dann,
                                                   wenn du wüßtes!



Erol Yıldırım

aus "Tagebuch von Eylem"                         

( Zum Jahr des Kindes )


SAVAŞ YOLDAŞI

BİR
YOLDAŞTI
0
DÜŞTÜ
KARATOPRAĞA
DEPREMİ
DUYULDU
DÖRTBİR
DİYARA

SAĞ
YANINDA
BİR
MAVZER
KURŞUNU
KARNI
ALNI
KAN
KÖPÜĞÜ
HER YANI

BU DÜŞEN
YOLDAŞIN
GÜNEŞTİ
ANAVATANI

O
HAYKIRDI
DUVAR
DİBİNE
DÜŞMEDEN

DARAĞAÇLARI
YAPRAK
DÖKENDE
ZINDANLARDA
ŞAFAK
SÖKENDE
DEMİR
TAVINDA
DÖVÜLECEK
B A R I Ş A
ADAK
KANIMIZ
YERDE
KALMAYACAK

Erol Yıldırım
(Barışı Kucaklasak’tan)

Der Genosse

Er war ein Genosse
er fiel zu Boden,
den Hall hörte die Welt.

Auf der rechten seite eine Kugel,
seine Stirn, sein Bauch bedeckt
mit dem Schaume von Blut.
Die Sonne war die Heimat
dieses gefallenen Bruders.

Er schrie,
bevor er vor die Mauer fiel.
Die Galgen wanken, in den Gefängnissen
kommt die Morgendämmerung.
Das Eisen wird geschmiedet
Geopfert für den Frieden
wird unser Blut nicht
auf dem Boden bleiben.


Erol Yıldırım

aus " den Frieden Umarmen "
www.erolyildirim.org



YARALISIN

ELİNDE KESKİ
ELİNDE ÇEKİÇ
LEONARDO DA VİNCİ
ŞAFAĞI YONTUYORSUN
GÜN DOĞUYOR AVUÇ İÇİNDE
YARALISIN

ELİNDE BALDIRAN
ELİNDE HAYAT
BİLGE SOKRAT
ALEV BİR GÖMLEK BİÇİYORSUN
GÜNEŞ BATIYOR AVUÇ İÇİNDE
YARALISIN

KÖROLASI SERSERİ BİR MAYIN
ÇİSELİYOR GÖZBEBEKLERİME
BİLE BİLE LADESTİ BU KAYBEDİŞİM
DEVİNİM GEBE AVUÇ İÇİMDE
YARALISIN

PUŞTLAR SOFRASINDASIN
KÖREBE OYNUYOR NAMLUDA KURŞUN
TUŞA GELMEDİ HENÜZ SIRTIN
UÇUN KUŞLAR UÇUN
YÜREĞİM İŞKENCEDE
YARALISIN

EROL YILDIRIM
(Bir Kaynıyor'dan)


ÇOK ŞÜKÜR ÇOK ŞÜKÜR

HER YANIM TOYDÜĞÜN
HER YANIM TOYDÜĞÜN

BİR AYAĞI YÜREĞİMDİ
BİR AYAĞI DÜŞÜMCEM
BİR KÖRDÜĞÜMDÜ BİN İŞKENCEYDİ
KILIÇTAN KESKİN KILDAN İNCEYDİ

İSKENDERE’İN KILICIYLA
ÇÖZDÜĞÜM, ÇÖZDÜĞÜM
BİR KÖRDÜĞÜMDÜ

ATLIKARINCADAYIM
ATLIKARINCADA
ALTI DUYUM KOLKOLA
HAYDA, HAYDA DA HAYDA
DEMOKLES’İN KILIÇ’I
YOK, ARTIK ARAMIZDA

BİR BİLSENİZ NE ÇOCUKSU
NE COŞKULU DUYGULARLA
NEFES NEFESE ŞU YÜREĞİM

ÇOK ŞÜKÜR ÇOK ŞÜKÜR
HER YANIM TOYDÜĞÜN
HER YANIM TOYDÜĞÜN

Erol Yıldırım
(Bir Bulut Kaynıyor’dan)

 NAR KOKULU ANILAR (NARÇİÇEĞİ ANILAR)

DÜSSELDORF'TA ESER DELİ BİR RÜZGÂR
İSTANBUL'DA KOPARIR BORA FIRTINA KAR
POSTADAN BANA HEP KARA HABERLER ÇIKAR
ŞİMDİ NERDESİN, KİMLERLESİN BAHAR, BAHAR

SERSERİ BİR MAYINIM SNSİZ ŞU BOŞLUKTA
DÖNÜP DURDUĞUM ÖLÜ BİR NOKTA
ARIYORUM SENİ ÇIKMAZ SOKAKTA
KADEHİMDE NARÇİÇEĞİ ANILAR
VEFASIZ ÇIKTIN BİLİYOR MUSUN BAHAR, BAHAR

DOYUMSUZ BİR ŞARKISIN KADEHİMDE DOSTUM
BIRAKTIĞIN GİBİ HALA SARHOŞUM
KAHROLMUŞUM PİŞMANIM YUDUM, YUDUM
YALNIZIM AMANSIZ KUŞATILMIŞIM
SENSİZ KURTULUŞUM NEYE YARAR
ÖLÜMDEN ÖTE BAŞKA KÖY MÜ VAR
HİÇ Mİ ÖZLEMEDİN BENİ BAHAR, BAHAR

HADİ, ÇIK GEL SALIN ODAMIZDA NEŞENLE
CİSELE, CİSELE GÜLÜŞÜNLE YÜZÜME GÖZÜME
BAHÇEMİZE GÜLLERE DİKEBLERE

HALA DAMAĞIMDA TÜKENMEZ TADIN
KADINIM İNANKİ SENİ HİÇ UNUTAMADIM
HEPİMİZİN SANA SONSUZ ÖZLEMİ VAR
BEKLİYORUM ÇILDIRASIYA YAR, YAR
N'OLURSUN ÇIKTA GEL BAHAR, BAHAR

Erol Yıldırım
(Bir Bulut Kaynıyordan)

 
(Bir Bulut Kaynıyor’dan)

Ich Bin Ein Schilfrohr Im Sumpf

Ich bin ein schweigsames Schilfrohr im Sumpf
Um mich herum der Wind der Fremde
Es macht mich verrückt.

Aus den Wellen des Ozeans, meine Melodien
Elegien aus der Wüste Jemens, meine Lieder
Verstummt alles, wo sind sie?

Smaragdgrün aus dem Mittelmeer - Winde in meinen Augen
In endlosen Brunnen der Sehnsucht, was soll ich machen?
Wie ein gestrandetes Segelschiff meine Tage
Ganz vertieft bin in diesem Träumen

Moos umgibt das Eisen meines Schmerzes
Ich kann ihn nicht ausreißen und von mir werfen
Wie eine verstummte, vergrellte Schilfrohrflöte bin ich im
                                                                                  Sumfp
Wo ist mein Spieler, wo?

Die morgendliche Verdrossenheit einer müffigen alten Stadt
das, War ich habe,
Ich kann es nicht aus mir herausbrechen
Den anbrechenden Tag halte ich fest in meinen Händen,
Mit mir selbst spiele ich " Verstecken "

Wann werden sie mir in die Nase steigen,
Frühlingsgerüche im Erste Aprilregen, wo sind sie?

Immer noch jener herbe Schmerz.
Irreparable Stiche, die du verursachst
Meine Liebste, es frißt mich innerlich, vernichtend.
Wo ist nun mein Wunderheiler " Lokman Hekim ?"*
Wo sind die Salben für meine Wunden?

Bis ich das Gift in mir ausgefiltert habe,
Werde ich nicht an deine Tür kommen
Auch an deinen Musiksitzungen nehme ich nicht teil.
Weder betrunken, noch schlaftrunken.
Auch mit dem Leben werde ich nicht verschlungen sein.
Was geht es mich an, ein Schilfrohr zu sein.
Ich bin einer, der seine Melodie verloren hat.
Wie ein von der Flut angetriebenes Schilfrohr.
                                               

                                                       Erol Yıldırım
aus " Gedichte, die in den Rhein Fließen "
                                                   Ortadoğu 1994, Oberhausen


BİR SEVDA DESTANI

1.

mavi bulutlu sevincim

ak güvercinli umudum

bahar bahar aydınlıktı içim

memleketim, memleketim, memleketim

hasso emmim yaslı,

zeyno bacım yaslı,

Süphan da yaslı

bir destan bu, binbir yıllık kınında bir kılıç gibi paslı...

11.

yeşildi yeşil başaktı

balta görmemiş ormanlardı

Aras’tı, Dlcle’ydl, Fırat’tı

Selahattin-i Eyyubi’ydi

coşkun akardı taşkın akardı

doğaydı gündü, daha dündü

Şahımerdan özgürlüğüydü

tutupta sırrını çözemediğim

çözüpte ak şiircesine yazamadığım

içimde bir kördüğüm Özgürlüğüm

dizgin tutmayan deli bir aygır gibiyim

yangın dolu gözüm, bıraksalar şahlanırım.

111.

kapandı gece. yağdı gece,

açtı gece, doğdu gün

binbir renkteydl gökkuşağı

altından geçtim dün

ardına bakma dediler, baktım

bir dilek tut dediler, tutmadım

sevginle kucaklaştım desem öte ucunda gökkuşağının.

kim inanır gerçek şu

su gibiydin su çağıl, çağıl

rastladım sana

o kocaman binanın bilmem kaçıncı katında

esiyor bir kayak yeli sevdan gitmiyor başımdan

ben Maraş'lı

ben Tatvan'lı, ben Kars'lı

aklımdan geçmezdi

bir Kerem ile Aslı

bir binbirgece masalı yaşayacağım

ne Sivas’ın kır çiçeğidir gözümde tüten

ne deniz, ne İstanbul, ne hasretim

türküleşmiyor dilimde sen olmadan sensiz
memleketim
tadıyla tuzuyla. göğüyle deniziyle büsbütün bir İstanbul’sun sen Içimde

seninle gökyüzü seninle deniz

seninle kurtuluşum

seninle şafak

seninle Munzur’um,

seninle yeşil, yeşil: başak, başak memleketim

Erol Yıldırım
(Bir Sevda Destanı’ndan)

Epos einer Liebe

1

Eine blaue Wolke meine Freude,
Meine Hoffnung eine weiße Taube,
Die Helligkeit der Lenz ist mein Gemüt;
Du, meine Heimat, Heimat, Heimat…

Onkel “Hasso” traurig, traurig ist auch tante “Zeyno”
                                                         und “Süphan…”
Ein Epos ist,
wie ein Schwert in tausendundeinjähriger Scheide
                                                                verrostet…
11

Es war grün übersät, grüne Ähren waren es,
Es war der Wald, der noch keine Axt sah,
Es war “Aras”, Tigris und Euphrat…
Es war Saladin Ajjubi…

Überschäumend floß er, überschwemmend,
Es war die Natur, der Tag und noch gestern,
Die Freiheit eines Helden über die Kampfarena

Ein Rätsel, dessen Auflösung ich schulde
Und nicht wie ein schneeweißes Gedicht
                                   schreiben konnte…
Ein fester Knoten meine Freiheit…
 
Einem verrückten Hengst gleiche ich,
                                  nicht zu zügeln,
Widerschein der Brände in meinen Augen,
Bäume auf, sobald losgelassen  

111

Zu ist die Nacht, wie der Regen die Nächte,
Sie lösten sich auf und der Tag brach an
Tausendundeinfarbig war der Regenbogen,
                                  den ich durchquerte,
“Schaue nicht zurück”, sagten sie,
                                     ich schaute zurück,
“Spreche einen Wunsch aus”, sagten sie;
                                        ich hatte
                               Wenn ich sage, jenseits des Regenbogens
Begegnete ich deiner Liebe,
                         wer glaubt es mir schon?
                                Die Wahrheit ist es; dem Wasser gleichst du
Dem rasselnd, plätschernd fließendem Wasser…
In wievieltem Stock jenes großen Hauses,
                                            begegnete ich dir

Ein Wind weht, es ist meine inbrunstige Liebe zu dir,
Will mich nicht in Ruhe lassen…
Ich, aus “Maraş”, “Tatvan” und “Kars,”
                         dachte nie daran, daß ich eine Liebe,
                                             wie bei “Kerem” und Aslı”
Einmal Tausendundeine Nacht Märchen
                                                         erleben würde
Weder die Feldblumen aus “Sivas”, was ich vermisse,
Noch die See, “İstanbul” oder meine Sehnsucht,
Kann mein Land, ohne dich zu einem Lied
                                     in meinem Mund werden…
Mit ihrem Geschmack, dem Gewürz,
                                dem Himmel und dem Wasser
Ganz “İstanbul” bist du nun in mir,
                                              du,
                                              der Himmel,
                                              das Wasser,
                                              meine Befreiung,
                                              der Morgengrauen,
                                              und der Berg “Munzur,”
Mit dir, du mein Land, du Grün, du Ähre!



Erol Yıldırım

aus " Epos von Liebe "
www.erolyildirim.org



KİRAZ AĞACI

BİR KİRAZ AĞACI VARDI DÜSSELDORF'TA
DALLARINDA KUMRULAR AŞK OYUNLARI OYNARDI
BAHAR KISKANIR KIRAZ AĞACINI
YEŞİLE BEYAZA KIRNIZIYA BOYARDI

BEŞİNCİ KATTA MİNİ MİNNACIK BİR BALKONDA
KIVIRCIK SAÇLI BİR OĞLAN VARDI
BU MİNİ MİNNACIK BALKON KİRAZ AĞACINA BAKARDI

SİYAH SAÇLARINDA ASIRLIK KAVAK YELLERİ
OĞLANIN TA AŞAĞILARA UZANIRDI ELLERİ
KİRAZ AĞACININ YAPRAKLARI ARASINDAN
DİĞER OĞLANLARA ÇAKTIRMADAN
SARIŞIN KIZLARIN SAÇLARINI OKŞARDI

UZUNDU KİRAZ AĞACI UPUZUNDU HER ZAMAN
DUYMADIM YAKINDIĞINI HİÇBİR ZAMAN UZUNLUĞUNDAN

KİRAZLARA BAYILIR DEĞİL Mİ ÇOCUKLAR
DALLARINDA NE DE SEVİMLİDİR ŞU KİRAZLAR

ÇOCUKLAR KİRAZ AĞAÇLARININ ALTINDA
SAKLAMBAÇ OYNARLAR
BİRİ EBE OLUR -SAĞIM SOLUM-
BALKONDAKİ OĞLAN UZANIR "SOBE" DER
HİÇ BÖYLE DE SOBELEME OLUR MU

ELLERİ KİRAÇ DALLARI GİBİ UZUNDU OĞLANIN
ÇAKTIRMADAN EĞİLİP BALKONDAN
SARIŞIN KIZLARIN SAÇLARINI OKŞARDI

KİRAZ AĞACININ DALLARINDA KUMRULAR
KULAKLARINDA KÜPELİK KİRAZLAR
SAKLAMBAÇ OYNARMIŞ GİBİ YAPARAK YARAMAZLAR
DALINDAN KİRAZLARI AŞIRIYORLAR

ÇOCUKLAR ALMANYA'DA
KİRAZ AĞAÇLARININ ALTINDA
USLU USLU SAKLAMBAÇ OYNUYORLARDI

DÜSSELDORF
(Bir Bulut Kaynıyor’dan)

DER KİRSCHBAUM

in Düsseldorf
In seinen Zweigen Turteltauben bei Liebesspielen.
Der Frühling-eifersüchtig auf diesen Kirschbaum.
Er färbte ihn mal grün, mal Weiß, mal rot.

Ein Junge mit schwarzen Locken auf einem
klitzekleinen Balkon im 5. Stock

Schwarze Haare mit hundertjähriger Pappelwinde
Der Junge reicht seine Hände durch die Blatter des Kirschbaums
Ohne dass die anderen “Bengel” es ahnen streichelt er
Die Haare der blonden Mädchen!

Der Kirschbaum hochgewachsen –ganz, ganz lang allemal.
Ich hörte nie ein Klagen über seine Länge.

Die Kinder mögen der Kirschen sehr, nicht wahr!
An den Ästen, lieb stechen sie da!

Die Kinder spielen unter dem Baum Verstecken…
Ein Kind, es macht die Augen zu.
Dar Junge auf dem Balkon berührt den Baum.
“Ich habe dich!” ruft er ihnen zu.
Geht das Spiel überhaupt so?

Der Junge hatte Hände, so lang wie die Kirschbaumäste.
Unbemerkt hielt er sie vom Balkon hinunter
Und streichelte blondes Mädchenhaar.

An den Zweigen des Kirschbaums, Turteltauben.
An ihren Ohren, Gehangen aus Kirschen.
Taten so, als ob sie “Verstecken” spielten,
                                        Die “Schlingel”.

Ließen die Kirschen mitgehen.
-Sie mögen euch im Schlund Kirschbäumen
Ganz brav “Verstecken”.

Erol Yıldırım
Aus Eine Wolke Brodelt
Düsseldorf




[/CODE]

Son Eklenen Yazıları
Sevgiliye Mektup.. 1118
Karanlık Yüz&.. 1603
Karanlık Yüz&.. 1433
ALEVİ ŞAİ.. 1764
ALEVİ ŞAİ.. 1687

Son Eklenen Şiirleri
.. 314
Hasret Yüklü.. 1094
karasevdam.. 1280
YOLDAŞLIK SÖ.. 1334
ELEELE.. 1389

  Son Kitap Yorumları;
Eğer yenid..
İnanı..
1979 Yıl&#..
…Eğe..

  Son Şiir Yorumları;
Elveda Ka..
YAŞANMI&#..
sözüm..
yorum siirin ic..

  Son Yazı Yorumları;
Şimdi nerdesin?..K..
İhsan Işı..

Saat

www.erolyildirim.org -- Erol YILDIRIM'ın Önceki Sitesi

Powered by Aktif AJANS © 2019 
15.10.2019 07:54:47