"Birtek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir." Montesquieu
"Bir zencinin rengini degistirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yurekler vermektir." PANIN
"Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." Sokrates
"Bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar vermiş olsa bile adaletsizlik etmiş sayılır." Anonim
"Bir ülkenin türkülerini yapanlar kanunlarını yapanlardan daha değerlidir." Tales
"Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur." Eflatun (M.Ö.427-347)
"Bir şey her şey için, her şey bir şey için vardır." GOETHE
"Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur." Montesquieu
"Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır." Lao-Tzu)
Zanan seni değil, sen zamanı kullan. e.yıldırım
"kaldır at çöpe, bayatlamış hatanı akıllı ol koru şu gencecik sevdanı ballı olsun ki aşkın, tatlı kılasın akıp giden zamanı" Erol Yıldırım
Kaçan Zamana ağlayacağına, kaçırmadıklarınla övün... E.Y
Zamanla Lades tutum Gökyüzüne ellerim açıktı Aklımdaydı,ama hile yaptı "Aşkı" avucuma attı... Erol Yıldırım
Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben. ŞEMS-İ TEBRİZ
SÖZ UÇAR, YAZI KALIR...
$('#s7').cycle({fx: 'scrollLeft',delay: -3000});
Kategoriler
Deneme  (3)
Eleştiri ve Analizler  (8)
Mektup  (1)
Öykü  (8)
Roman  (0)
Şiir  (0)
Tiyatro  (1)
Ve Diğerleri  (1)
Sevgiliye Mektup|

[CODE]

Sevgiliye Mektup                                                                                                                                                                                         Kızım   Eylem'e  

Biliyor musun, seninle şöyle dizdize oturup da önyargılardan uzak, çelişkilerimizden arınmış iki sevgili gibi duygu ve düşüncelerimizi birbirimize anlatamadık.


Farkındayım bizler sizlere şöyle, masmavi bir balon gibi pırıl pırıl canım bir gökyüzü, suları bülur, içi cıvıl cıvıl tertemiz bir deniz yerine, yırtık gri renkli bir çirkin balon gibi, sevimsiz bir gök ve kirli denizleri miras bıraktık.

Böyle bir doğada ormanlar tıknefes, insanlar bunalımlı, egoist ve böyle bir dünyada çocuklar yoksulluktan kırılıyor.

Demek istiyorum ki, işiniz, uğraşınız oldukça zor.


Ben sizin çağınızdayken, böylesi sıkıntıların varlığından habersizdim. Benim derdim sırtıma yüklediğim o kocaman boya sandığıydı. Ne zaman onu sırtıma vursam, belim ağrır, kayışı omuzlarımı keserdi. Nuri‘nin Kahvesinin önüne konduğumda, ancak derin bir nefes alırdım. Soğukkuyu denilen lastik ayakkabıların içinde ayaklarım, çıplak kara basıyormuşum gibi ayazdan donardı. Tanrıya bir müşteri çıksa da eve ekmek parası götürsem diye hep yalvarırdım.


Bütün bu açmazlarım, akşam olunca bütün ailenin çevresinde toplandığı odun sobasının sıcaklığında unutulur giderdi. Hele ki anam o akşam sıcak tarhana çorbasını koymuşsa önümüze, bizden daha mutlusu bulunmazdı. Sizler şimdi lapa lapa yağan kara, kartopuna hasretsiniz. Oysa biz hiç bitmeyecek gibi uzayıp giden karlı kış günlerinden hep yakınırdık...

Sen höllüğü de bilmezsin! Pampers’te büyüdün. 0 zamanlar analarımız altımıza koyacak bez bulamadıklarından, toprak koyarlardı. Höllük işte bu toprağın adı. Ben höllükte büyüdüm...


Sen çok farklısın. Avrupa’da öğrenim görüyorsun. Kaç kişi var senin kadar şanslı...

Sen varsıl bir ailenin çocuğu değildin. Şansın yardım etti.

Nereden estiği belirsiz bir fırtına, bir yel bizi buralara attı.


O zamanlar daha altı yaşlarında bile değildin. Sana danışmak, bu yolculuğa, hazır olup olmadığını sormak aklımıza bile gelmedi. Günlerce yatak odanı, Memiş‘ini, Naciye Nine‘ni sayıkladın, unutmadın.

Sana değerli bebekler armağan ettik, ama hiç birine “Memişim” demeye dilin varmadı.

Bir Noel sabahı sana bir çorap dolusu şeker armağan eden, Frau Bauer’i; bize her gelişinde sana değişik armağanlar getiren Herr Himmels'i sevmeye başladın. Seni, annenin kucağında her yakalayışta öpüp koklayan Naciye Nine‘yi anımsamaz oldun...

 

Onaltı yaşını kucaklaman için şurada kaç gün kaldı.

Bizler için şu on yıl çirkin bir gurbetti. Günlerse topal karıncanın aksak temposunda ağır, sancılı geçti. Yirmiyedi metrekare bir odada yaşamak zorunda kaldığımız o sancılı günler, elbette senden de bir şeyler alıp götürdü.

Bu uzun on yıl senin için de, kuşların kanadındaki bir yel gibi çabucak gelip geçmedi herhalde...


Şimdi bir genç kız adayısın. Çok şey kazandın. Bilgin, deneyimlerin arttı. Çok yönlü biri oldun. Alkışlarım seni! bu yaşta dört dil biliyorsun. Bir dil bir insan, dört dil dört insan eder. Yani sen dört insan kadar güçlüsün demek.

Bazı kere annen ve ben sana bakıp şaşkınlığa düşüyoruz. Nasıl oluyor da bunca karmaşık şeyi, bu denli kısa bir zamanda, bu denli güzel başardın. Modern bir kız oldun. Yığınla Avrupalı sanatçı tanıyorsun. Dilinden yabancı şarkılar hiç düşmüyor. Dünyamız öylesine hızlı dönüyorki, sen buna rahatlıkla ayak uydurabiliyorsun. Bizler daha “ne var, ne oldu!” şaşkınlığından kurtulmadan sen bilmeceyi çoktan çözmüş oluyorsun. Bizim afalamamız sana komik geliyor. Için için bizi beğenıniyor eleştiriyorsun.

Pahalı mağazalardan giyinmek, okul arkadaşlarınla yarışma tutkun gün geçtikçe artıyor.

Biraz burun kıvırarak baktığınız bizler, sizlerin mutluluğu için her şeyi yapmaya hazırız. Sizlerin her türlü başarınız bizi umulmadık sevince ve gurura boğuyor.


Tüm bu coşkulu ve kıvanç verici, olumlu gelişmelere karşın yine de içimde kaygı dolu bir burukluk var.

Anadilinden yavaş yavaş kopuyorsun gibi geliyor bana.

Şiirlerimizi sevmek şöyle dursun “şiir” adını duymaktan bile ürker oldun.

Oysa biz sana küçüklüğünde, ninni yerine türküler, şiirler söyleyerek seni büyüttük.

O canım masal kitapları, öyküler, romanlar daha ne kadar zaman kitaplıkta alıp okuman için, seni bekleyecek...

Elbette başarılarınla övünüp mutlu oluyoruz. Ama ya kaybettiklerin!

Yoksul dağarcığımızda buralara taşıyıp getirdiğimiz, ölümsüz değerlerimiz.

Sevgi, saygı, özveri ve hoşgörü. Ata mirasımız. Onları yitirirsek, yeni kazanımlarımızla kaynaştıramazsak, özgünlüğümüzün bir anlamı kalır mı?

 

Güzel bir dünya armağan edemedik sizlere. insanlık bir bunalım içinde. Bu ülke maddi yoksulluğumuza derman oldu. Eğer manevi zenginliğimizi de koruyabilirsek, ona dört elle sarılıp sahip çıkarsak daha da güçlü ve özgün oluruz...

704 Nolu tranvayın geçtiği yolun bir yakasında sen, diğer yakasında ben oturuyorum.

Ben yoksul dağarcığımda getirdiğim değerlere sahip çıkıyorum...

Şimdi ayrı da düşmüş olsak, yüreğim hep seninle çarpıyor.

Seni çok ama çok seviyorum. Ya sen!..

 

 

Erol Yıldırım

14. Kasım 1990 

www.erolyildirim.org

[/CODE]


 
  
 
Sayfa : [ 99 ]
 


erol - 18 Ekim 2018 Perşembe
Şimdi nerdesin?..Kaç yaşında, hangi tükenmez uğraşın içindesin?..

Yorum Yaz
Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Siteye Giriş Yapın!


En Çok Okunanlar
Neriman.. 2368
KEREM GİB&.. 2161
SEVGİL.. 2116
Karanlık Y.. 2097
ALEVİ #.. 1764
Karanlık Y.. 1710
ALEVİ #.. 1687
KARNAVAL.. 1672
Höllü.. 1664
PİRSULTAN .. 1632

Son Eklenenler
Sevgiliye Mektu.. 1118
Karanlık Y.. 1603
Karanlık Y.. 1432
ALEVİ #.. 1764
ALEVİ #.. 1687
PİRSULTAN .. 1632
KRAL ÇIBLA.. 1269
ALMANYA ALMANYA.. 1134
BİR DOKUN .. 1104
AYŞE'N.. 1266
www.erolyildirim.org -- Erol YILDIRIM'ın Önceki Sitesi

Powered by Aktif AJANS © 2019 
15.10.2019 07:34:15