"Birtek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir." Montesquieu
"Bir zencinin rengini degistirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yurekler vermektir." PANIN
"Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." Sokrates
"Bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar vermiş olsa bile adaletsizlik etmiş sayılır." Anonim
"Bir ülkenin türkülerini yapanlar kanunlarını yapanlardan daha değerlidir." Tales
"Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur." Eflatun (M.Ö.427-347)
"Bir şey her şey için, her şey bir şey için vardır." GOETHE
"Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur." Montesquieu
"Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır." Lao-Tzu)
Zanan seni değil, sen zamanı kullan. e.yıldırım
"kaldır at çöpe, bayatlamış hatanı akıllı ol koru şu gencecik sevdanı ballı olsun ki aşkın, tatlı kılasın akıp giden zamanı" Erol Yıldırım
Kaçan Zamana ağlayacağına, kaçırmadıklarınla övün... E.Y
Zamanla Lades tutum Gökyüzüne ellerim açıktı Aklımdaydı,ama hile yaptı "Aşkı" avucuma attı... Erol Yıldırım
Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben. ŞEMS-İ TEBRİZ
$('#s7').cycle({fx: 'scrollLeft',delay: -3000});
Kategoriler
Deneme  (2)
Eleştiri ve Analizler  (8)
Mektup  (1)
Öykü  (8)
Roman  (0)
Şiir  (0)
Tiyatro  (1)
Ve Diğerleri  (1)
PİRSULTAN VE EYLEMİ|

Pir Sultan Abdal ve Eylem

 

 

 

Eylemci bir şairi, Pir Sultan Abdal`ı doğru anlamak için, onun yaşadığı dönemi, yaşam koşullarını iyi tahlil etmek gerekir. Yani dönemin sosyo -ekonomik, sosyo - politik yapısın iyi irdelenmeli ki,  Pir Sultan sanatının özünü, şiirlerindeki eylemci dokuyu doğru anlayıp yorumlayabilelim...

 

 

 

Pir Sultan Abdal’ın içinde yaşadığı, Osmanlı Toplumu toprağa bağımlı, feodal bir yapı üzerine kurulmuştu. Bu nedenle, Osmanlı toplumundaki isyanların kaynağı da, öncelikle maddi ve kültürel iç ve dış çelişkilere dayanır. Başkaldırılarda rol oynayan birincil neden, var olan siyasal düzenin çarpıklığı ve bunun sosyal- ekonomik yaşama yansımasıydı...

 

 

 

Osmanlı İmparatorluğu’nda genel anlamda: Aşiret yaşam tarzı "ağalığın" yanı sıra, şehir  "lonca" sistemi, toprak köleliğine dayanan " derebeylik " ve uluslar arası kervan ticaretine bağlı "tüccarlık" gibi bir çeşitlilik gözükür: Ancak bu genel idari sistem özelde: Eyaletlere ve Vilayetlere ayrılmıştı. Eyaletleri, Beylerbeyi veya Valiler yönetiyordu. Vilayetler ayrıca daha küçük birimler olan, Sancak ve Liva’lara ayrılmıştı. Buraları Sancak Beyi veya Mirliva’lar yönetiyordu. Bunlar büyük ve orta ölçekteki güçlü feodallerdi. Bunların da altında, Tımar ve Zeamet’ler vardı. Buraların yönetimi ise askerlere verilmişti...   Osmanlıda "Sünni" İnancı egemendi: Yeryüzünün tek sahibi, Tanrı’dır görüşü hakimdi. Böyle bakıldığı zaman, Osmanlı topraklarının gerçek sahibi, yeryüzünde Tanrı’nın vekili olan, Halifeydi, yani devletti sonucu çıkar. Teoride bu görüş hakimdi, ama uygulamada hiç de böyle olmuyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nda: Halife, sadrazam, paşalar ve şeyhülislam en üst düzey yöneticilerdi. Bunların emirleri; padişah fermanı, sadrazam risalesi, ve şeyhülislam fetvası olarak birbirini tamamlayarak halka yansıyordu. Yani Halife’nin "fermanına" Şeyhülislam’ın "fetvası" adeta bir kılıftı... Bilindiği gibi ekonomik bir sisteme adını koyan, mülkiyetten (varlıktan) çok, üretim ilişkileri ve bundan doğan sömürüdür... Osmanlı yönetim biçimi; askeri tımar sistemine dayanıyordu. Bu sistemin de sömürü zaten özünde vardı...

 

 

 

Osmanlı İmparatorluğunda Topraklarının Dağılımı  :

 

 

 

1. Halife tarafından, kişilere peşkeş çekilen topraklar.  2. Din adamlarına hibe edilenler ve vakıf arazileri. 3. Halife ve yakınlarına ait devlet toprakları vb. Bunlardan "Has" denileni: Padişah, paşa ve vezirlere ayrılanıydı, malikaneler çiftlikler "miri" denilen devlet toprakları. Yani padişahın bölerek çevresindekilere bağışladığı, babadan, oğluna geçen devlet malları ve servetleri.. "Tımar" ise, sipahi, yani atlı askerlere verilen araziydi. "Zeamet" de: Diğer asker ve devlet memurlarına (bürokratlara) paylaştırılmıştı. Bunlar işletmeci (patron) rolündeydiler... Köylüler "Reaya" ise toprağı işleyen üreticilerdi. Bunlar: aşar veya haraç denen kazançlarının onda birini devlete vergi olarak ödüyordu...

 

Eyalet ve vilayetlerin dışındaki daha küçük birimleri, yani kaza ve kasabaları, "kadılar" ve subaşılar yönetiyor görünse de, bunların arkalarında askeri yandaşları vardı. Bunlar; Alay Beyleri ile Sipahi Kethüdalarıydı... Kanuni’nin Veziri, Latif Paşa (1550) yazdığı Asafname`de Reaya ( Köylüler ) için şöyle diyor. " Reaya’nın defteri, Defter- i Divan`da mazbut gerektir. Otuz yılda bir tahrir olunup, murde (ölü) ve marazi (hasta, sakat) çıkıp tekrar yazılmalı. Ve bir yerin Reayası zulümden kaçıp bir başka yere gitse, ol yerin hakimi, anı eski yerine göndermelidir, ta ki memleket harap olmasın!..

 

 

 

Şalvarı şaltar Osmanlı

 

Eğeri kaltak Osmanlı

 

Ekende yok biçende yok

 

Yiyende ortak Osmanlı

 

                                 ( Anonim )

 

 

 

Halkın dediği gibi, devletin, onun memurlarının, beylerbeyinin, sancak beyinin onların askerleri; sipahiler, çavuşlar, bölük halkı, kapıcı vb. türden hükümet yetkilileri üretimde yoklardı, ama zulümde, tüketimde çoktular. Reaya’ya (köylüye) yapılan haksızlık ve baskı, Osmanlı İmparatorluğu kadar eski ve bir o kadar yaygındı...

 

 

 

Köylülerin (Reaya) yoksulluğuna karşın:  Kanuni‘nin, Sadrazamı (baş veziri), Sinan Paşa’nın 1000 hizmetçisi altın kuşak kuşanır, üzerine müchefer kakmalı hançerler takarlarmış. Yine bu paşanın: 600 bin kese altını (bir kese beş altın); 29 yük değerinde altından yapılmış hançer, kılıç, mihveri ve zırhı, 100 bin kantar (1 kantar 100 kilo) altın ve gümüş kap kacak;1000 kıta kadife ve benzeri kumaş; 20 sandık zebercet (kıymetli taş);15 hakiki inci tespih; 30 elmas taşı; 20 miskal (1. miskal 24 kırat) altın tozu; 20 altın ibrik; 600 samur kürk; 61 ölçek inci; 600 düka altın; 2 milyon 900 bin akçesi varmış.

 

( Kaynak: Hammer ve Selaniki Tarihleri )

 

 

 

Koca başlı Koca Kadı

 

Sende hiç din iman var mı

 

Haramı helali yedin

 

Sende hiç din iman var mı

 

 

 

Fetva verir yalan yulan

 

Domuz gibi dağı dolan

 

Sırtına vururum palan

 

Senin gibi hayvan var mı

 

 

 

İman eder emel etmez

 

Hakkın buyruğuna gitmez

 

Kadılar yaş yere yatmaz

 

Hiç böyle kör Şeytan var mı

 

 

 

Özetlersek: Osmanlı’nın resmi ideolojisi, Sünni Ümmetçiliktir. Yavuz Sultan Selim`in Mısır Seferi’nden sonra, Padişahlar "Halife" unvanını alarak dinle devleti yönetme ideolojisini iyice pekiştirdiler. En yüce kanun, Tanrı’nın Kanunu, yani "şeriat" ti. şeriatın anayasası da "Kuran"dı. Çünkü Kuran, Tanrı Buyruğuydu... Böylece: Resmi dini görüşse İslam’ın yolu diye dayatılan, "Sünnilik" ti... Bu anlayış saray ve çevresinde, yani yönetenler ve egemen çevreler tarafından benimseniyordu...

 

 

 

Ezen ve ezilenlerin olduğu bir toplumda, karşı ideolojiler ve bu ideolojilere bağlı başkaldırılar da elbet olacaktı...  Bu başkaldırıların başlıcası: Şiilik, İran`da; Alevilik, Bektaşilik, Kızılbaşlık vb. Anadolu yani Rumeli’de, Bedreddinilik (Eğe’de), köylüler, emekçiler, yani halk arasında taraftar bulup yaygınlaşan belli başlı isyanlardı...

 

 

 

Kentlerde Bektaşilik adı altında yaygınlaşan görüş, kasaba ve kırsal kesimlerde farklı yorumlarla zenginleşerek, Alevi ve Kızılbaşlık olarak adlandırılıyordu... Dini motifli bu tür düşüncelerin liderlerine: Resulullah

 

( peygamber ), Mehdi "kurtarıcı" şah vb. adlar veriliyordu. Bu görüntüler, isyanların inanç farklılığından doğan başkaldırılar olduğu izlemini yaratsa da, ayaklanmaların temel nedeni, halkların üzerinde uygulanan ekonomik ve kültürel baskıydı. Egemen güçlerin uyguladığı zulme ve haksızlığa karşı halkın bir başkaldırısıydı... Osmanlı yöneticilerinde olduğu gibi, egemen güçler çoğunlukla din adına hareket ettiklerini savunuyorlardı. Kendi düzenlerini, Tanrı’nın adaletli düzeni olarak dayatmışlardır... Durum böyle olunca, düzene başkaldıran kim olursa olsun, Tanrı’ya başkaldırmış sayıldığından kafir (dinsiz) ilan edilmiştir... Yavuz Selim`in, Şeyhülislamı, İbn-i Kemal ile Kanuni’nin Şeyhülislamı, Ebusuut Efendi bu anlayıştan yola çıkarak, Kızılbaşların katlinin vacip (hak) olduğunu fetva etmişler.

 

 

 

Lanet olsun sana ey Yezit pelit

 

Kızılbaş mı dedin söyle bakalım

 

Biz ol aşıklarız ezel gününden

 

Rafizi mi dersin söyle bakalım

 

....

 

Pir Sultan’ım der lanet Yezit`e

 

Müfteri yalancı yezitler size

 

İşte er meydanı çık meydan size

 

Rafizi mi dersin söyle bakalım

 

Pir Sultan Abdal

 

 

 

 

 

Osmanlı Yönetimi sadece ekonomik anlamda değil; kültür, inanç, dil, edebiyat vb. alanlarda da halktan kopuktu... Fatih Sultan ( Avni), Kanuni vb. padişahlar Farça Divan tarzı şiirler yazarken, İran Hükümdarı Şah İsmail ( Şah Hatayi ), Türkçe halk tarzı şiirler yazıyor ve böylece Anadolu Halkları arasında kendine kolayca taraftar bulup, sevgi ve bağlılık yaratıyordu...

 

 

 

......

 

Mardin’dendir deli gönül Mardin’den

 

Aladağ ardından Şah Abbas yurdundan

 

Kanlı yaş akıttım Şah’ın derdinden

 

Acep Şah’a giden yollar bu m`ola

 

........

 

 

 

Pir Sultan Abdal’ım coşup giderim

 

El gün arasına düşüp giderim

 

Köpüklenmiş selim aşıp giderim

 

Acep Şah`a giden yollar bu m`ola

 

Pir Sultan Abdal

 

 

 

Bütün bunlar Osmanlı İmparatorluğunun iç çelişkileriydi...  Dışarıda, Avrupa’da ise: Rönesans, (kültür devrimi), Reform (dinde yenilik), Amerika’nın Keşfi vb. yenilikler yaşanıyordu.  Avrupa gelişip ilerlemesini sağlarken, buna karşın Osmanlı’nın elindeki. Baharat Yolunun yönü değişmiş, kimi gelirler kaybedilmişti . İş bununla da kalmıyordu, Kanuni’den sonra başlayan, Duraklama Devri ve savaşlarda alınan yenilgiler de işin cabasıydı... Dışta gelir kaynakları kesildikçe, içte vergiler artırılıyordu... Halk bu ağır vergileri ödemek istemiyordu. Zaten ödeyecek gücü de yoktu. Bu nedenle sık, sık iç isyanlar çıkarıyordu... Devletse kendi yarattığı bu kaosu görmemezlikten gelip, çeşitli bahanelerle acımasızca yoksul halkın üzerine gidiyordu. Örneğin: Murat Paşa’nın 80 bin Aleviyi öldürerek kuyulara doldurduğu için "Kuyucu" Murat Paşa lakabıyla anılmıştır...

 

 

 

Hızır Paşa’nın bin zulmü var ise

 

Ne yapayım benim de bir ahım var

 

Senin tuğlu padişahın var ise

 

Benim arkam kalem bir Allah’ım var

 

 

 

Şol icra Tanrı`sı yatmaz uyumaz

 

Kimsenin hakkını kimsede komaz

 

Hünkar sağır olmuş ünümü duymaz

 

Masumlar boğdurur padişahım var                                         

 

                                      Pir Sultan Abdal

 

 

 

Al Osman ülkesinde esen

 

Bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgar idi

 

Köylünün göz nuru zeamet

 

Alın teri tımar idi

 

Kırık testiler susuz

 

Su başlarında bıyık buran sipahiler var idi

 

Yolcu yollarda, topraksız insanın

 

Ve insansız toprağın feryadını duyar idi

 

.........

 

Velhasıl hünkar idi, tımar idi rüzgar idi ah ü zar idi

 

                                                          Nazım Hikmet

 

 

 

Çıksam dağa ayısı var, kurdu var

 

Düze insem sıtması var, derdi var

 

Köye gitsem, tahsildarın bendi var

 

Şaştım ağam bu salgının elinden

 

 

 

Bu feodal ve ümmetçi baskı ve zulüm düzenine karşı, 13. yy. da, Babai İsyanları, 15.yy. da, Şeh Bedreddin İsyanı başlamıştı. O dönemlerde Şeh Bedreddin şöyle diyordu: " Tanrı Dünya’yı yarattı, insanlara bağışladı. Erzak, giyim kuşam, sürüler, ova, toprak ürünleri her ne varsa, -yarin yanağından gayrisi- insanların ortak malıdir. Insanlar yaradılışta ve yaşayışta eşittir. Birinin serveti toplayıp biriktirmesi, diğerlerinin ekmeğe muhtaç kalmaları ilahi maksada aykırıdır! "...

 

Aslında kendilerine "Şeriat Ehli" diyenler de:  Mülkün gerçek sahibinin, Tanrı olduğunu savunuyorlar, ama Tanrı’nın dünyadaki gölgesi " Halife " onu halkla paylaşmaya yanaşmıyor, yakınları arasında cömertçe üleştiriyordu...

 

Birileri çıkıp da bu adaletsizliğe başkaldırsa, sarayın sözcüleri onları; " Sapkınlık, Şekavetlik, çapulculuk, soygunculuk, zındıklık, Rafizicilik ve Kızılbaşlıkla suçluyorlardı..."Bir Osmanlı Tarihçisi: " Rezil Realar (halk): Mezhebi bilinmeyen şehir oğlanı ve Türk ve Çingene ve Tatar ve Kürt ve Ecnebi ve Laz ve Yörük ve Katırcı ve Hammal vb. ayaklanarak düzeni bozacaklar . " diyordu...

 

 

 

Yukarıdan beri kaba hatlarıyla çizdiğimiz bu karanlık  tablodan, Sivas`ın Yıldızeli Kazası’nın, Banaz Köyünden " Yetiş Ey Şahı Merdan Ali " diye ayağa kalkan bir aydın, ozan - şair Pir Sultan Abdal`ı görüyoruz...

 

 

 

Pir Sultan ayaklanmasının asıl özü, insanca yaşanılabilecek yeni bir toplumsal

 

düzen arayışından kaynaklanmaktadır. Pir Sultan, sosyo-ekonomik temeli bozuk Osmanlı düzenin yöneticileriyle kavgalıdır. Bunlar: Kadılar, müftüler, beyler, paşalar, valiler, şeriat ve Sultanın ta kendisidir... Bu güçlere karşı halkı kurtaracak olansa, Ali’dir, Şah’dır, Mehdi vb. dir...

 

......

 

Her nereye gitsem yolum dumandır

 

Bizi böyle kılan ahd u amandır

 

Zincir boynum sıktı halim zamandır

 

Açılın kapılar şah’a gidelim

 

 

 

Yaz selleri gibi akar çağlarım

 

Hançer aldım ciğerimi dağlarım

 

Garip kaldım şu arada ağlarım

 

Açılın kapılar Şah`a gidelim

 

......

 

 

 

Pir Sultan`ı, onun eylemci tavrını ve sanatını doğru yorumlamak için, Osmanlı İran ilişkilerini ve *Şah İsmail ( Şah Hatai’yi ) 1486-1524, atlıyamayız...

 

*Şah unvanı aslen; Hazreti Ali’ye aittir: Şah-ı Merdan, Şah-ı Yezdan, Şah-ı Velayet vb. O’nun soyundan gelenlerle, onun yolunu sürenlere de bu unvan  verilir.

 

 

 

Şah İsmail, İran’ın Safevi Hükümdarı, Tasavvufçu bir şairdir... Şiiliği (Alevilik) bir devlet mezhebi yapan ünlü bir padişah... Şahlıkla, Şehliği kaynaştıran Şah İsmail, Azeri Türkçesiyle halk şiiri tarzında yazdığı, deme ve nefesleriyle adeta Bektaşi, Alevi Kızılbaş şairlerinin piri olmuş, Pir Sultan Abdal`ı da son derece etkilemiştir... Ayrıca Şah Hatai, Farça bir divan ve 1400 beyitten oluşan bir mesnevi "Dehname " yazmıştır...Şah İsmail "Şii" inancının özünde barındırdığı; sevgi, insana verdiği değer, dostluk, dayanışma, dünya güzelliklerini paylaşma ve onlardan yeterince yararlanma özgürlüğünü şiirlerinde didaktik (öğretici) bir biçimde bolca yansıtmıştır. Ve bir Şah (Şeh ) olarak bunları ülkesinde yaşama geçirmeğe çalışmıştır...

 

Sünni Osmanlı düzeninin yanında, Şii (Alevi) inançlı Safevi düzeni ( yönetimi), daha yumuşak daha toleranslıydı... Tekke şairlerinin (Alevi, Bektaşi, Şii vb.) ortak özelliği: Tanrı’yı bilinmezlikten kurtarıp onu insanlaştıran yandır.  Bu anlayış bir yerde insan sevgisine, yani canlılara verilen üstün değere dönüşür. Hele ki bu düşünce ve duyguları bir padişah "Şeh" benimsiyor ve bu görüşlerin arkasında duruyorsa bu daha da bir önemlidir. Şah İsmail bu nedenle sadece kendi halkı tarafından değil, Anadolu (Rum) halkı tarafından da sevilip sayılmış ve Sünni Osmanlı zulmünü yok edecek bir güç, kurtarıcı (Mehdi) olarak görülmüştür...

 

Şah İsmail`in, Yavuz Selim’le 1514’te yaptığı, Çaldıran Savaşından yenik ve esir düşmesi, sonra intihar ederek ölmesi bile onun şair ve Şeh (Pir) şöhretini gölgelememiş, aksine İran’da ve Anadolu`da “ben” Şah İsmail’im diye art arda yeni düzmece (sahte) Şah İsmailler ortaya çıkarak, Sünni Osmanlı düzenine karşı bayrak açmışlar...

 

 

 

Bu Düzmece (sahte) Şah İsmail isyanlarından birisi bizim için çok önemlidir, çünkü Pir Sultan’ın şiirlerinde geçen Şah`lardan biri de budur ve Pir Sultan bu nedenle canından olacaktır!..

 

Düzmece Şah İsmail`in, Anadolu’da, Malatya, Yozgat vb. yerlerde 50 bin kişilik bir kuvvet topladığı ve ayaklanmak üzere olduğu duyulur (1576). Pir Sultan Abdal bunu bir kurtuluş olarak görür ve bu hareketi destekleyen eylemlere girer...

 

 

 

Özü öze bağlayalım

 

Sular gibi çağlayalım

 

Bir yürüyüş eyleyelim

 

Tevekketül Taalallah

 

 

 

Açalım kızıl sancağı

 

Geçsin yezitlerin çağı

 

Elimizde aşk bıçağı

 

Tevekketül Taalallah

 

 

 

Mervan soyun vuralım

 

Hüseyin kanın soralım

 

Padişahın öldürelim

 

Tevekketül Taalallah

 

.........

 

Pir Sultan Abdal

 

 

 

Düzmece İsmail`in ayaklanmasına fırsat verilmez. Hazırlık aşamasındayken bastırılarak kuvvetleri dağıtılır. Bu isyana yandaş olmasına karşın, Pir Sultan`a gözdağı verirler, bu defalık dokunmazlar, çünkü eyleme aktif katılma olanağı bulamamıştır. Ama bu yaptığını da yanına kar komazlar ilk fırsatta acısını fena çıkarırlar!..

 

 

 

Osmanlılar ne zaman İran üzerine  sefere kalksa, önce iç muhaliflerin üzerine

 

Gidiyordu, çünkü iç muhalifler, İran (Şah) yanlısıydı... İran düzeninin daha adaletli olduğunu savunan çevrelerdi. Yani Sünni olmayanlar, Aleviler... 1588 Yılında İran’a yeniden savaş açılmıştır. Her zaman olduğu gibi yine sefere çıkılmadan önce iç muhalefet, yani İran yanlısı diye gösterilen çevrelere karşı bir katliam başlatılır... İran Şahı, Abbas Mirza Bey`in üzerine sefer Yapacak olan, Serhat Ferhat Paşa, Divane Hızır Paşa’yı ikinci kez Sivas`a vali olarak atar. Onu içerdeki muhaliflerin üzerine sürer. Pir Sultan’ın yetiştirmesi, Divane Hızır, Pir Sultan`a zaten kinlidir, fırsat kollamaktadır. Bu defa Divane Hızır Paşa, Pir Sultan’ın da başını alır.  Pir Sultan asılarak idam edilir!..

 

 

 

 

 

Urgan çekildi sığındık dara

 

Üstüme döküldü ağ ile kara

 

Muhbirim üstünde çıralar yana

 

Erler himmet edin ben gidiyom

 

 

 

Hayrını ihsanını kestirir

 

Hırsa gelse kaba yeli estirir

 

Korkmaz Hak’tan hem pirimi astırır

 

Yalanla şehadet ettiği zaman

 

Pir Sultan Abdal

 

 

 

Pir Sultan Abdal, ( ?.. 1588 )16. yy. Osmanlı İmparatorluğu`nun yükseliş döneminde yaşamış bir Halk ozanı ve şairidir. Tekke Edebiyatı tarzı şiirler yazdığı için, Dini Tasavvufi Tekke Edebiyatı ozanlarındandır...

 

 

 

Pir Sultan Abdal`ın doğum ve ölüm tarihi kesin olarak belli olmamakla beraber, şu tarihler arasında yaşadığı kesinlik kazanıyor.

 

 

 

Yavuz Sultan Selim Dönemi (1512-1520), İran`da çağdaşı, Şah İsmail (1502-1524) var. Pir Sultan bu sıralarda çocuk yaşlarda olmalı... Kanuni, (1520-1566), İran`da Şah Tahmasb, (1524-1576) var. Pir Sultan`ın gençlik ve olgunluk dönemleri... 2. Selim, (1566-1574) ve 3. Murat, (1574-1595), İran`da ise, İkinci Şah İsmail iktidardadır. Bu dönemler de, Pir Sultan`ın yaşlılık dönemleridir... Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor. Pir Sultan 1588`de asıldığı düşünülürse seksen küsur yaşlarında falan olmalı. Bu da Osmanlının ne denli acımasız olduğunu göstermesi açısından ilginçtir...

 

 

 

PİR Sultan Abdal şiiri:

 

 

 

Duygu (lirik) yüklü, coşkulu, acılı, isyancı bir şiir örgüsüyle örülüdür. Nazım Hikmet nasıl bir "Komünist" şairse, Pir Sultan da bir o kadar "Alevi-Kızılbaş" şairdir...

 

 

 

İdeolojilerin çağlara göre farklılıklar göstermesi kaçınılmazdır. Pir Sultan döneminde inanç (manevi) değerler, ideoloji olarak ön plandaydı... Nazım döneminde ise, ekonomi (maddi, materyalist) değerler öne çıktı, ama yukardan beri tarihi verilerle ortaya koymaya çalıştığımız gibi, inanç boyutu öne çıkıyor gibi görünse de, temelde bu isyanlarda ekonomik ve kültürel değerlerin zorlaması ağır basıyordu... Böyle bakıldığında, Şeh Bedreddin, (15yy), Pir Sultan(16yy) ve Nazım Hikmet, (1902-1963) başkaldırılarının birbirlerinden pek de farklı nedenlere dayanmadığını söyleyebiliriz...

 

 

 

Pir Sultan Abdal; başkaldırı, isyancı şiirlerinin yanı sıra; kendi yaşantısı, yaşadıkları, özlemleri, dilekleri, kendisinin ve çevresinin başına gelenler... Dumanlı dağlar, karlı yamaçlar, bel vermez yükseklikler, iz bırakmaz yöreler; gül, sarı çiğdem; kış, yaz, bahar sis; sağlık, hastalık, Anadolu, ölüm, yaşam, yaşama duyulan sevgi ve bağlılık; telli turnalar, ılgıt, ılgıt esen yeller, sazı, köylüsü, köylüsünün öküzü vb, gibi her şey, Pirsultan şiirinde konu olup türküleşir...

 

 

 

 

 

Gelmiş iken bir habercik sorayım                     

 

Niçin gitmez Yıldız dağı dumanın

 

Gerçek erenlere yüzler süreyim

 

Niçin gitmez Yıldız dağı dumanın

 

 

 

Alçağında al kırmızılı taşın var

 

Yükseğinde turnaların sesi var                  

 

Ben de bilmem ne talihsiz başı var

 

Niçin gitmez Yıldız dağı dumanın

 

 

 

El ettiler turnalara kazlara

 

Dağlar yeşillendi döndü yazlara

 

Çiğdem takınsın söylen kızlara                    

 

Niçin gitmez yıldız dağı dumanın                  

 

                                  

 

Şahın bahçesinde gonca gül biter

 

Onda garip, garip bülbüller öter

 

Bunda ayrılık var ölümden beter

 

Niçin gitmez Yıldız dağı dumanın

 

 

 

 

 

Ben de bildim şu dağların şahısın

 

Gerçek erenlerin nazargahısın

 

Abdal Pir Sultan’ın seyrangahısın

 

Niçin gitmez Yıldız dağı dumanın

 

Pir Sultan Abdal

 

 

 

Pir Sultan’ın didaktik (öğretici) şiirlerinde bile lirizm (coşku, akıcılık) hiç eksik

 

olmaz. İnancını heyecanla, heyecanını en olgun şiir dili ve tekniğiyle ifade eder...

 

 

 

Sözlü Halk Edebiyatı ürünü sayılan bu şiirler, dilden dile ezbere dolaşarak, türküleşmiş, halkın ortak malı olmuş, dört yüz yıl öncesinden coşkusundan hiç bir şey yitirmeden günümüze kadar gelmiştir...

 

......

 

 

 

 

 

 

 

Varıp yoldaş olma uğursuza

 

Komşu olma namussuza hırsıza

 

Sabah selamını verme pirsize

 

Adamın başına bela getirir

 

...                              Pir Sultan Abdal

 

 

 

Bir yanda İstanbul`da halktan kopuk sağır Sultan (Halife). Öte yanda halkın kulağı gözü, sözü ve yumruğu olmuş, Sivas’ın Banaz Köyündeki, Pir Sultan...

 

Halk`a ve kendi inancına ihanet etmiş bir halifeye, başkaldıran halkın sesi ve yüreği olmuş bir, Pir Sultan Abdal nasıl suçlu olabilir ki?..

 

 

 

Pir Sultan Abdal, öldükten sonra da şiirler yazan nadir ozanlardan biridir. Ölümünden sonra da Pir Sultan imzalı, O’nun adıyla birçok şiir yazılmıştır...

 

 

 

..

 

 

 

Pir Sultan’ın şiirleri: Alevi kavramları, deyim ve özel isimleriyle de doludur: Abdal Musa, Hacı Bektaş ı Veli, Şah ı Merdan, Ali, Veli, Mehdi, Hasan, Hüseyin, Şah ( Bismillah yerine, Bismişah), Haydar, Aslan, Ali-Allah, Ali-Şah, İmam. Güzel İmam, Allahın Arslanı, Haydar-ı Kerem, Aliyel Mürteza, Muhammet, Hallac-ı Mansur, Nesimi, Horasan Erleri, Balım Sultan ve ayrıca düşman bildiği; Kadı, Koca Kadı, Muaviye, Yezit, Mervan, Müftü, Hızır Paşa,  vb. kavramları da çok kullanmıştır.

 

 

 

İrafizi diye çektiler dara

 

Acep benim bunda ne günahım var

 

*****

 

Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu

 

Ali`m ne yatarsın günlerin geldi

 

Pir Sultan Abdal

 

 

 

Pir Sultan Abdal`da Tasavvuf izlerine de rastlanmaktadır....                     

 

 

 

Yürüyüş eyledi Urum iline

 

Ali nesli güzel İmam geliyor

 

Bilmeyenler bilsin beni

 

Ben Ali’yim Ali benim                       

 

Bir ismim Haydar’dır, bir ismim Ali     

 

Sofi mezhebim niye sorarsın

 

Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

 

******

 

Ben gayri nesne bilmezem

 

Allah bir Muhammet Ali

 

Pir Sultan Abdal

 

 

 

Burada Alevilik inancı nedir, e girmek ayrı bir yazı konusu olduğu için oldukça yüzeysel de olsa, Pir Sultan Abdal`ı daha iyi anlayabilmek açısından kimi  kavramları üzerinde durmakta yarar var? Örneğin:  Bazı sayıların ve kavramların Alevilik`teki önemini belirtmek gerekiyor... Kutup: Allah demektir. Üçler: Allah. Muhammet. Ali’dir. Yediler... On iki İmamlar: Ali, Hasan, Hüseyin, Zeynel Abidin, Muhammed Bakır, Caferi sadık, Musa ı Kazım, Ali Rıza, Muhammed, Taki, Ali Naki, Hasan Asker. Muhammed Mehdi`dir. Kırklar (Yeryüzü Alemini yönetenler) ve 300 Erenler... Şah-ı Velayet kavramı: Tüm dinlerin Hz..Ali`ye bağlılığının simgesidir. Alevi inancına göre, Veli`lik (Velayet), Ali`ye verilmiştir. Tanrı katında, Nebi`lik yani Peygamberlik`ten daha üstün bir mertebedir. Arapçada Veli:  Allah`ın 99 adından biri, Allah`ın dostu ve ermiş kişi demek. Nebi (Peygamber) ise sadece: Haberci, Tanrı emirlerini insanlara ileten kişi demektir... Ehli Beyt : Ev halkı: Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin`dir... Ashab: Peygamberin arkadaşlarıdır...

 

Aleviliğe göre, Tanrı hiç bir şekilde insana bir görev yüklememiştir. İyiliğin, güzelliğin, erdemin kaynağı zaten insanın kendisidir, özüdür. Bu nedenle özünde sevgi ve iyilikleri taşıyan "insan" kendiliğinden doğruya ve güzele yönelir...

 

Sünni inancında: Tanrı’ya, emredilen görevleri (kulluk) yapılarak varılır. Alevilikte ise, Aşk ve Sevgiyle bütünleşilir...

 

 

 

Alevilikte "Söz" de çok önemlidir, tüm dinlerde olduğu gibi "söz" kutsaldır. Tanrı "ol" sözüyle dünyayı yaratmıştır... Söz söyleme ve yazma geleneği, Tanrı vergisidir. En güzel söz de şiir` sanatıyla yapıldığından, alevi erenleri, Hz. Ali dahil hep şiirler söyleyip türküleştirmişlerdir...

 

 

 

Söz vardır kestirir başı

 

Söz vardır keser savaşı

 

Söz vardır ağulu aşı

 

Bal ilen yağ ider bir söz

 

Pir Sultan Abdal

 

 

 

Aleviliğin kökeninin, (İslamiyetten öncesi) Zerdüşt Dinine bağlandığını söyleyenlerin yanı sıra, şamanizm`e bağlayanlar da var. Bize göre ise tüm inançlar, büyük dinlerde olduğu gibi birbirlerinden önemli derecelerde etkilenmişlerdir. Müslümanlığın yoğun biçimde, Musevilikten etkilenmesi gibi...

 

 

 

*Pir sultan şiirini iyi anlayabilmek için, Osmanlı Düzenini iyi tanımak ve ona dialetik bir açıdan yaklaşmak doğru olur diye ısrarcı olduk...

 

 

 

**Büyük kahramanları, büyük savaşlar yaratır, düşüncesinden yola çıkarsak:

 

 

 

1. Osmanlı saray ve çevresinin halka (reaya) adaletsiz yaklaşımı.

 

2. Baskıcı "Sünni" şeriatın uygulanması.

 

3. İran’daki Müslüman "Şii"  inancının -Safaviler döneminde- daha toleranslı olması ve çeşitli propagandalarla Anadolu halkları arasında geniş taraftar bulması.

 

4. İran Şiiliğin, Anadolu’daki farklı versiyonu olarak gelişip yaygınlaşan, Tasavvuf özlü    Bektaşilik, Alevi-Kızılbaşlık vb. inançların, Halife ve çevresi tarafından, "hain" ve "kafir" ilan edilmesi.

 

5. Bütün bunlara bir de, Pir Sultan Abdal’ın özgün kişiliğini katarsak, koca bir ormanın içinde, bir Koca Haydar ( Pir Sultan Abdal) bir ağaç gibi tek ve hür yaşayamazdı. Ve zaten yaşayamadığı içi o da, Pir Sultan’laştı ayağa kalktı....     

 

 

 

 

 

***Pir Sultan Abdal şiirin`den yola çıkarak

 

    Türk Halk Edebiyatı, Tekke şairinin ve şiirinin kimi özellikleri:

 

 

 

1. Halkın sorunlara eğilip, onların mücadelesine katılmışlar, hatta önderlik etmişler.

 

   Yani, toplum için sanat yapan şairler yaşadıkları dönemlerde haksızlık ve zulme uğrasalar da halk onları unutmamış, adları Edebiyat Tarihlerine geçmiş.

 

2. Halk Edebiyatı şairleri: Dilin önemini iyi kavradıkları için, dile egemenler, Dilin bu gücünü yapıtlarında etkili bir biçimde kullanabiliyorlar.

 

3. Dilin düzeyini düşürmeden, halkın anlayacağı açık, içtenlikli, coşkulu, akıcı bir şekil- de yazıp, söylemişler.

 

4. Şair, şiirini bir ideolojinin malı değil, şiirin kendisini bir ideoloji  haline getiriyor.

 

5. Bizzat ve şiiriyle ezilenlerin, zulme uğrayanların yanında yer alıyorlar.

 

6. Şiirleri kolay ezberlenme, türküleşme özelliği taşıyor.

 

7. Samimi, inançlı, savundukları davaya ters düşmeden halkla kaynaşıyorlar.

 

8. Bireysel sorunlarını işlerken bile, savundukları toplumun ortak değerlerine ters düşmüyorlar.

 

9. şiir kimliğini, "Üslup" yaratıp oturttuktan sonra onda ısrarlı, kararlı oluyorlar.

 

10. şiirin içyapısı (mana, anlam) ve dış yapı (şekil, biçim) birbirlerini besleyip, güçlendiriyor.

 

Böylece çağları aşarak günümüze ulaşan coşkulu güzel şiirler yaratılmış oluyor....

 

 

 

04.11.2001

 

Erol Yıldırım

 

 

 

Adres: Lothringerstrasse 112

 

46045 Oberhausen Derutschland

 

 

 

E. Mail: erolyildirim@web.de

 

www.erolyildirim.com

 

Tel: 0049-(0)208-201081

 

Cep: 05397983067

 

 

 

Kaynakça: Ferit Develioğlu Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lüğatı

 

Vasfi Nahir Kocatürk, Türk Edeyiyat Tarihi.

 

Hazreti Emir Ali İbn-i Ebu Talib, Hazreti Ali Divanı, Ant Yayınları.

 

Seyit Kemal Karaoğlu, Ansiklopedik Edebiyat Sözlüğü, Bilim ve Kültür Eserleri. Dizisi. Cemil Yener Türk Halk Edebiyatı Antolojisi, Bateş Yayınları.

 

Mehmet Bayrak, Alevilik ve Kürtler, Özge Yayınları.

 

Mehmet Bayrak: Öyküleriyle Halk Anlatı Türküleri,

 

Şükran Kurdakul, Çağdaş Türk Edebiyatı. Cumhuriyet Dönemi /1 Şiir, Bilge Yayınları.

 

Alevilik-Sünnilik-İslam Düşüncesi: İsmet Zeki Eyüboğlu, Der Yayınları.

 

Alevi-Bektaşi Yolu: Ali Duran Gülçiçek, Adım Basım, İstanbul

 

 

 

Erol Yıldırım

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[/CODE]


 
  
 
Sayfa : [ 81 ]
 


Bu Yazıya Henüz Yorum Yazılmamış!


Yorum Yaz
Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Siteye Giriş Yapın!


En Çok Okunanlar
Neriman.. 1499
SEVGİL.. 1456
Karanlık Y.. 1375
KEREM GİB&.. 1359
KARNAVAL.. 1127
Höllü.. 914
Karanlık Y.. 903
İT OĞ.. 875
Küç&#.. 859
Bir Roman'ı.. 846

Son Eklenenler
.. 151
Karanlık Y.. 794
Karanlık Y.. 665
ALEVİ #.. 813
ALEVİ #.. 826
PİRSULTAN .. 726
KRAL ÇIBLA.. 513
ALMANYA ALMANYA.. 472
BİR DOKUN .. 443
AYŞE'N.. 597
Erol Yıldırım'ın Kişisel Web Sitesi www.erolyildirim.org -- Erol YILDIRIM'ın Önceki Sitesi

Powered by Aktif AJANS © 2020 
29.11.2020 04:57:08