"Birtek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir." Montesquieu
"Bir zencinin rengini degistirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yurekler vermektir." PANIN
"Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." Sokrates
"Bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar vermiş olsa bile adaletsizlik etmiş sayılır." Anonim
"Bir ülkenin türkülerini yapanlar kanunlarını yapanlardan daha değerlidir." Tales
"Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur." Eflatun (M.Ö.427-347)
"Bir şey her şey için, her şey bir şey için vardır." GOETHE
"Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur." Montesquieu
"Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır." Lao-Tzu)
Zanan seni değil, sen zamanı kullan. e.yıldırım
"kaldır at çöpe, bayatlamış hatanı akıllı ol koru şu gencecik sevdanı ballı olsun ki aşkın, tatlı kılasın akıp giden zamanı" Erol Yıldırım
Kaçan Zamana ağlayacağına, kaçırmadıklarınla övün... E.Y
Zamanla Lades tutum Gökyüzüne ellerim açıktı Aklımdaydı,ama hile yaptı "Aşkı" avucuma attı... Erol Yıldırım
Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben. ŞEMS-İ TEBRİZ
$('#s7').cycle({fx: 'scrollLeft',delay: -3000});
Kategoriler
Deneme  (2)
Eleştiri ve Analizler  (8)
Mektup  (1)
Öykü  (8)
Roman  (0)
Şiir  (0)
Tiyatro  (1)
Ve Diğerleri  (1)
ALMANYA ALMANYA|

Almanya Almanya

 

1. Sahne

 

    (Sahnenin ortasında bir masa, üç sandalye... kenarda duran ayrı bir sandalye...

Hüseyin sandalyeye ters oturmuş, elinde kalınca bir kitap, seyircilere hitaben...)

Hüseyin:

         -Vay canına be!.. her gün nah şu kadar kazığı! cebimize koyuyorlarmış da, farkında değiliz... Demek bu yüzden hala yürümeyi beceremedik, emekliyoruz...

Kitabı okumaya dalar.  şaşkınlık ifade eden garip sesler çıkarır...

 

    -Nüççç!.. Nüççç!.. Nüççç!..

    -Vah!.. Vah!... Vah!...

    -Haha!.. Haha!.. Hahaa!..

 

         (Tam o sırada, Nurşen sevinçle sahneye girer, Hüseyin'i görmez. Elinde bir Bild Gazetesi...)

            

Nurşen:

-Sonunda buldum işte... Tam bana göre. Ne uzun, ne kısa. Ne ağır, ne

 hafif. Boks, futbol, belki karete bile biliyordur ne malum?.. Vallahi tam

 tamına bana göre. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş!..

-Dur bakayım, asistentmiş. Ne demek acaba?.. Asistent!.. asistent!.. Ha

 anladım! adam artist olmalı. çantada keklik sayılır!.. şöyle yandan, yok,             yok cepheden çekilmiş bir fotoğraf, birkaç güzel söz... Bu iş oldu sayılır.             Ne de güzel! "Kalbimin İçi" rumuzuna yazınız. Vallahi şair adam. Tıpkı

 bizim edebiyat öğretmeni gibi...

 

     (Geçer sandalyeye oturur, elindeki gazeteyi okumaya dalar... Hüseyin Kendi

kendine mırıldanmaktadır...)

 

Hüseyin:

         -Koca kazığı, nah şu kadar!.. Nasıl da cebimize sokmuşlar?..

Nurşen:

         -Ay!.. sen burda mıydın?.. Gizlenmiş, ne yapıyorsun orada?..

Hüseyin:

         -Hiiççç!.. cebimize soktukları kazıkların boyunu ölçüyordum!..

Nurşen:

         -Ne cebi?.. Ne kazığı?..

Hüseyin:

         -Sen anlamazsın!.. Ne o, yine mi Bild Gazetesi?.. Bakıyorum da çok

neşelisin!.. Yin buldun mu gazeteden birini?.. Bu defa ki neci?.. Pilot mu,

yoksa oto yarışçısı mı?..

Nurşen:

         -Sen ne diyorsun be!.. Artist!..Artist!.

        (Hüseyin şaşkın, elindeki kitabı masaya kor, seyircilere doğru yürüyerek):

         -Sakın "artiz" olmasın(!..)

 

11. Sahne

 

     (Bir köylü tipi. Elinde tahta bir bavul. Sahnede bir süre ileri geri gezinir...

 

Mikrofondan Bir Anons:

                      -Burası Haydarpaşa Garı, Anadolu'dan gelenler için,

İstanbul buradan başlar, ama nerede, nasıl biter, bunu hiç kimse bilemez!..

 

     (Kibar Ağa (elindeki çantayı yere bırakarak):

        -Demek İstanbul, İstanbul dedikleri burası ha!..

   (Bir sigara yakar, bavulunun üzerine oturur... Gelen geçen ona bakmaktadır...)

       -Demek taşın, toprağan altın senin he!.. Vay gurbanın olam vay!..

     (Gider yerden bir taş söker...)

       -şu taşlara bir bakın hele, şu taşlara... parıl parıl bal tök yala!.. (Alçak sesle)

       -Neresi parıl parıl len!.. pislikten taşın rengin bilem seçilmiyor...

     (Sırtında bir çanta, elinde mikrofonla spiker yaklaşır.)

Spiker:

       -Merhaba hemşerim, İstanbula hoş geldin...

   (Kibar Ağa şaşkın! Bavulun üzerinden kalkar, çevresine şöyle bir bakar, acab

kime dercesine... Ortalarda ondan başkası yoktur)

KibarAğa:

      -Hoş bulmuşak bacı... nerden tanişirek?..

Spiker:

     -Yok canım daha tanışmadık, şimdi tanışacağız. Ben gazete ve radyo mu-

habiriyim...

Kibar Ağa:

      -Aboo! bir suç mu işlemişek?

(Telaşlanır cebinden nufus cüzdanını çıkarır);

     -İşte nufusum!.. (Bavulunu açar):

     - İşte bavulum!..

 

    (Bavul açılınca içinden bir yığın sarmısak, soğan, iç çamaşır etrafa saçılır.

Dökülenlerin toplanmasına spiker de yardım ederken, çevrelerini bir yığın

meraklı sarmıştır.)

 

Meraklılardan Biri:

         -Kro be n'olacak!.. İstanbul'da sabah, akşam sarmısak, soğan yiyecek...

Bir başkası:

         -Bir de sen cüzdanına bak oğlum, seninki, benimki yanında hiç kalır!..

Spiker:

         -Bakın siz, beni yanlış anladınız!.. Ben, sizinle sadece röpörtaj yapacağım.

Yani konuşacağım. Gazetede adın geçecek, belki radyo da bile... Fotoğrafını da basacağız istemez misin?..

Spiker ('in yanındaki acaip tipli genç, flaşı patlatır):

     -Bak gördün mü, fotoğrafın çekildi bile? Gazetede adın, resmin çıksın ha!

istemez misin?

 

Kibar Ağa (biraz kaygılı):

     -İsterem isterem emme! Adımız eyiye mi, kötiye mi çıkacak?.. Önce bunu

bilek hele?..

Spiker:

    -Yok canım elbet de iyiye!.. Kötü ne yaptın ki?.. Bak şurada yazılı üç soruya

yanıt vereceksin, hepsi o kadar işte.

(Kibar Ağa kağıdı evirir çevirir okur gibi yapar...)

Spiker:

      -Anladın mı?.. zor değil değil mi?

Kibar Ağa tekrar kağıda bakar:

      -Vallaha anlamadım!..

Spiker:

      -Ne var bunda anlamayacak?

Kibar Ağa:

      -Ama benim okunam yazmam yok ki!..

Spiker (gülerek):

     -Boşveeer!.. Ben sana soruları sorarım, sen de işte şuraya konuşursun, hepsi

bu kadar basit.

        (Mikrofonu Kibar Ağa'ya doğru uzatınca irkilir geri çekilir...)

Spiker:

        -Korkma canım!.. Bu mikrofon, bu da teyp... sen buna konuşacaksın, ses

buraya kaydedilecek. Evet, ne dersin başlayalım mı? (Etrafındakiler):

        -Hadi başlayacaksa başlasın, bizim işimiz var... yoksa çekip gideceğiz!..

         (Kibar Ağa yere bağdaş kurup iyice yerleşirken, tam bu sırada bir bitirim, dudağında ıslıkla girer. Kalabalığa yaklaşır. Herkes kendi halindeyken, bavulu

çaktırmadan alır, tüyer!..)

Spiker:

        -Soru bir: Evli misin, bekar mı?

Kibar Ağa:

        -Hem evli, hem bekar!

Spiker:

        -Anlamadım!..

Kibar Ağa

        -O zaman anlatayım...

 

1. Perde

 

     (Perdenin yarısı karartılır, aydınlık bölümünde Kibar Ağa'nın anlatısı başlar...Bir köy odası. Üç kişi oturmakta. Yaşlı bir baba, gençten bir anne ve çocuk

denecek yaşdaki kızları,Hatice.)

Baba:

        -Kız Hatça, çayı ocağa sürdün mü?

 

Hatice:

        -He baba, çoktaaan!..

Baba:

        -Bilirsen değil mi köftehor?.. bu gün seni istemaye gelirler!..

Hatice:

        -He baba bilirem!..

(Babası yerinden fırlayarak):

        -Nerden bilirsen kız! Yoksa söz kesmeden, nikah olmadan, oğlanın yüzü-

nü mü gördün? Onunla konuştun mu yoksa?.. De bakayım he sümsük!..

(Kalkar dövmek için kızın üzerine yürür.  Kız korkar elleriyle yüzünü kapar...

Karısı araya girer...)

Hatice:

        -Yoh baba yoh!.. Ne yüzünü gördüm, tövbe vallahi! ne sesini duydum. Sen dedin ya, seni istemeye gelirler, işte senden duymuşam!..

Anne:

        -Kız doğru söyler, nerden bilecek, nerden görecek? Oğlan başka köyden,

kız başka köyden. Kızın evden dışarı adım attığı mı var?..

     (Tam bu sırada kapı gürültüyle çalınır. Evdekiler ayaklanır. Dışardan üç kişi ellerinde bir kutu lokumla içeri girer... Öpüşüp sarılmalar!..

Kibar Ağa'nın Babası:

        -Allahın emri, peygamberimizin kavliyle; kızın Hatça'yı, oğlum Kibar'a

isterek. Bizi uzaktan da olsa tanırsanız değil mi Süleyman Ağa?.. Köylerimiz

uzak, emme namımız çok böyük!.. Bize adıyla şanıyla, Yoksul Kibar Ağa,

derler!..

Kızın Babası (karısının  kulağına eğilerek):

        -Yoksulun da! ağası mı olurmuş?.. (Misafirlere dönerek):

        -Hoş gelmiş, safalar getirmişsiniz!.. Namınızı elbet de duymuşak, Kibar

Ağam, Yoksul Kibar Ağam! emme sen de bilirsen: Bir ağaçta nah şöyle kafam

kadar olgun bir armut var! Sözüm meclisten dışarı, her ayı onu yemek ister! Kimdaha güçlü! kim daha maharetliyse armut ona kısmet olur?.. Bizim kız da yetişti,tıpkı ağaçtaki olgun armut!..

Kızın Anası:

         -Tütüütüü, maşallah!.. de bire herif, kızı nazar edeceksin.

Kızın Babası(devamla):

         -Ha nerde kalmıştık?.. kız armut gibi olgunlaştı maşallah! şimdi bakalım

(alçak sesle) hangi ayı gelip onu yiyecek!.. (Sesli) Hangi ağa oğli gelip bu

armudu dalından koparacak!..

Yoksul Kibar Ağa:

         -Lafı daha fazla uzatmayalım be Süleyman Ağa! Hayde de bakalım, bu

olgun armudun ceremesi nedir?

(Kızı gösterir, kız çıtıpıtı, ya da tam tersi de olabilir!..)

Süleyman Ağa:

        -Beş burma bilezik!.. İki metre altın zincir!.. Yüzbin kayma anasına analık sütü için!.. Yüzbin kayma da babasına babalık sütü için!..

     (Kibar ağa kalem kağıda sarılmış, söylenenleri bir bir not eder.)

Yoksul Kibar Ağa:

       -Yoksa bunun bir başka banbası daha mı var?..

Süleyman Ağa:

      -Tövbeee!.. Tövbee!.. de be ağam, babasına yani bana!.. Düğün dernek

masraflarına da karışmam bunu böyle bilesin!.. İşte hepsi buncağız. Hepsini

tedarik edip gelin, alın götürün... (olgun armudu, diyecekken vaz geçer) kızı!..

 

      (Sahne değişir... ışıklar yeniden Haydarpaşa Garı'na çevrilir...)

Kibar Ağa:

      -İşte böyle.!.. yüzünü bile görmediğim, köroğlu için gurbetlere düştüm...

çalışıp para biriktirmeliyim. Hem de çar çabuk!.. Armudu başkaları yemeden!..

Yoksa!..

Spiker:

     -Evet!.. yoksa?..

Kibar Ağa:

     -Yoksa öteki ahlat, çördüklere kalırım!..

Spiker:

     -Afedersiniz!.. çok özel bir sorum olacak, meraklanma bunu banta almaya-

cağım. Sizin oralarda neden evlenme yaşındaki kızlar bu kadar pahallı?..

Nerdeyse başlık parası yüzbinleri buluyor!.. şehirlerde biz üste para!.. Hadi

neyse gerisin söylemeyeyim!..

Kibar Ağa:

       -Söyle abla, çekinme söyle açılırsın!..

Spiker:

      -Boşver!.. bizim ki ayrı bir dert! Ben  bir başlarsam, korkarım sana sıra

gelmez. En iyisi sen devam et...

Kibar Ağa:

       -Ahhh!.. Ahhh!.. hiç sorma. şu Alamya'dan gelenler var ya! işte onlar

piyasayı yükseltiler. Adamlar bırak olgununa, çördüğüne bile acımadan yüzbin-

leri bası basıveriyor!..

         (çevredekiler bir şey anlamamış gibi birbirlerine bakarlar...)

Spiker:

        -Tanrı yardımcın olsun da, tezelden olgun armuda, pardon yani yavukluna

kavuşasın!..

KibarAğa:

         -Amin!..

Spiker:

          -şimdi sıra ikinci soruya geldi. Bunun cevabı aşağı yukarı belli oldu, ama bir de senin ağzından duyalım... Sana milli piyangodan, ya da ne bileyim; loto,

toto' dan şöyle bir beş, on milyoncuk çıksa ne yapardın?..

Kibar Ağa:

          -Valla biri çıksa da, öyle bir eylik etse! ona ölenedek kul, köle olurum!..

Spiker:

          -Yok canım bu toto, loto öyle adam falan değil, hay Allah!.. nasıl

anlatsam?..Hah!.. diyelim ki, gökten bir melek indi, sana beş, on milyoncuk

getirdi!.. Ne yaparsın?.. Her halde gider önce sevgilini alırsın!.. Ya sonra?..

Kibar Ağa:

          -Yok canım heçte öyle yapmam. Köye kocaman bir paplüka kurarım.

Kız babalarını orada çalıştırır zengin ederim. Alamanyalılar da gelip piyasayı

yükseltemez!.. Kızların değeri böylece düşer!..

Spiker:

         -Yani eflasyonu geri çekmek, frenlemek!..

       (Kibar Ağa bir şey anlamaz. Gülüşürler!..)

Spiker:

         -Geldik son soruya: Dünyanın halini nasıl görüyorsun?.. Türkiye!..

Politika!.. yani dünya meseleri... Bir ücüncü dünya savaşı tehlikesi falan!..

Kibar Ağa:

        -Valla bacım, bu işler böyük işler! Benim aklım bunlara ermez, emme

bizim köyün halini sorarsan; betermi, beter!.. Hep şu Alamanyalıların yüzünden.Yalnız kız fiatları değil, yumurta fiatları bilem bunların yüzünden artı!.. Gaza,

tuza; iğneden, ipliğe zam geldi!.. Sebep hep şu Almanyalılar!..

 

3. Sahne

 

    (Almanya'da bir derslik. Ders edebiyat. Öğretmen bir aşk şiiri okumaktadır:

                Eğer ellerin tutarsa başka elleri/ Eğer rüyalarında başka birileri

                Sana çiçek veriyorsa/ Kırılsın elleri param parça!..

   Eğer sadık değilsen bana ölesiye kadar/ Eğer yeminlerime amin diyecek kadar

                 Bağlı değilsen bana/ olsun dünyan param parça!..

şiirin ortalarına doğru kapı çalınır. Spiker yanında bir fotoğrafçı girerler...)

Spiker:

        -Afedersiniz hocam!.. dersinizi böldük. Biz Yedi Renk gazetesinden ve

radyodan geliyoruz. İzniniz olursa öğrencilerle bir röpörtaj yapmak istiyoruz?

Onlara birkaç soru soracağım...

Öğretmen:

        -Ama önemli bir ozanımızı işliyorduk...

Koro (öğrenciler hep bir ağızdan):

        -Aman sen de hocam!.. başka zaman inceleriz.

1. Öğrenci:

        -Ben sizin gazeteye aboneyim biliyor musunuz?

2. Öğrenci:

        -Neden öyle hep gerçek dışı, kafaları bulandılar şeyler yazıyorsunuz?..

3. Öğrenci:

        -Sus be! yine polita yapma?..

Koro (öğrenciler...):

        -Ne olur öğretmenim, dersi bırakın da gazeteye geçelim!..

    ğretmen çaresiz! tamam, der gibi kenara çekilir... Spiker hemen demin:

"Gazetenize aboneyim" diyen öğrenciye mikrofonu uzatır...)

Spiker:

        -Söyler misin, en çok hangi sayfayı zevkle okuyorsun?..

 1. Öğrenci:

        -Nasıl anlamadım,! gazete zaten tek sayfa değil mi?..

Spiker:

        -Amma da yaptınız ha!.. bizim gazete tam onaltı sayfa...

1. Öğrenci:

        -Ne onaltı sayfa mı?.. Valla ben arkalı, önlü bir sayfasını tanıyorum! O da

şu: "Gönül Postası!" sayfası... (Gülüşmeler!..)

Spiker:

        -Ya!.. demek siz yalnız o sayfayı okuyorsunuz?.. O halde hemen sorulara

geçelim... Bu sayfayı nasıl buluyorsunuz?..

 

1. Öğrenci:

        -Sehrgut!.. Toll!.. şahane vallahi!..

Spiker:

         -Neden?..

1. Öğrenci:

       -Neden olacak canım, (Öğretmenin duymasını istemez, mikrofona yanaşır.):       -çünkü bir yığın sevgili buldum! Dur bakayım, (sayar) Geçen yıl on mek-

tup arkadaşı, plus bu yıl da beş, artı bir evlenme teklifi!..

Spiker :

        -Biraz açar mısınız, bu işler nasıl oluyor?.. Nasıl mektuplaşıyorsunuz?..

Sonra nasıl tanışıyorsunuz?.. Hatta!.. bu iş nasıl evliliğe kadar gidiyor?..

1. Öğrenci:

       - Ama öğretmen..!

Spiker:

       -çekinmene gerek yok! Burası Almanya...

1. Öğrenci:

      -Madem öyle ben de anlatayım...

 

 

2. Perde

 

(Sahne değişir... 1. Öğrenci, Nurşen'e mektup yazmaktadır...)

 

1. Öğrenci:

       -Na entlich, das habe ich ganz gut gemacht!.. Nihayet bitti!.. (Mektuptan bir bölüm okur):

       -Daha bizi mutluluğa götürecek olan, Yedi Renk Gazetesini elime alır

almaz, bu gün sizinle karşılaşacağım, yani aradığımı bulacağım içime doğmuş-

tu!.. Siz benim hayalimdeki tipsiniz!.. Gögüs, bel, kalça!.. Hele sporu sevme-

niz... İnanın hayran kaldım size!.. (Okumayı keser):

- Yarın onbeş fotokopi yaptımmı bu iş tamam. Tam tamına onbeş adres çıkar-

dım.

 

      (Sahne yeniden değişir. Bu defa Nurşen mektup yazmaktadır. Yazmayı

bitirince okumaya başlar.)

Nurşen:

       -Mektubunuzu alınca, kanat takıp uçasım geldi!.. Ne harika bir mektup!..

Demek boyunuz bir yetmişbeş, kilo altmışbeş... Sportif vucutlu!.. Tam benim

aradığım erkeksiniz... Bakın hemen şunu hatırlatayım, "ben sizin bildiğiniz

kızlardan değilim!.." Buluşma isteğinize hemen evet diyorsam, bunu sakın yan-

lış anlamayın! Sizde aradığım her şeyi buldum da ondan!.. Mektubu zarfa koyarparmaklarıyla sessiz bir sayım yapar...)

Nurşen:

         -Yarin yedi fotokopi yaparsam her halde yeter. Dün de beş tane postala-

mıştım...

(Sahne kararır...)

 

3. Perde:

 

           (Bir pastahane... 1. Öğrenci'yle, Nurşen karşılıklı oturmuş konuşuyorlar.

1. Öğrencinin yakasında kocaman bir kırmızı karanfil!..

Nurşen'in elinde de Bild Gazetesi...)

 

Nurşen (1. Öğrencinin yakasındaki karanfili işaret ederek):

     - Bu işaretler olmasa birbirimizi imkansız tanıyamazdık!..

1. Öğrenci:

      -Neden?..

Nurşen:

       -Neden olacak canım!.. Hani siz bir yetmişbeş boyunda, sportif!..

       (1. öğrenci lafını keserek!..)

1. Öğrenci:

       -Ama siz de yeşil gözlü!.. (Nurşen de, onun lafını keser.)

Nurşen:

       -Her neyse canım!.. Ben sizi fena bulmadım!..

1. Öğrenci:

       -Ben de sizi beğendim!..

Nurşen:

       -Evden bir arkadaşıma diye çıktım, annem bir bilse ki!..

1. Öğrenci:

       -Kıtır kıtır keser!..

Nurşen:

       -Nerden bildiniz?..

1. Öğrenci:

       -Hiç canım lafın gelişi öyleydi de!.. Biraz daha birbirimizi tanıyalım...

Belki seni istetirim...

Nurşen:

        - Dur bakalım, öyle yağma yok!.. Ben de seni bir iyice tanıyayım...

Belki ben seni istetirim!..

 

       (ışık kararır, tekrar yandığında 1. Öğrenci pastahaneden çıkmıştır...

Yakasındaki kırmızı karanfili çıkarıp atar, ayağıyla ezer!.. Cebinden beyaz bir

karanfil çıkarıp yakasına takar. Saatine bakıp hızla uzaklaşırken...)

1. Öğrenci:

         -İnşallah ötekinin Termin'ine geç kalmam!..

 

    (Lanba tekrar yanar söner... Nurşen çantasından, Hürriyet Gazetesini çıkarır,

Bild Gazetesini kaldırıp atar...)

Nurşen:

         -Acele etmeliyim, on dakikam kaldı!.. İyi ki akıllı davranıp randevu'yu

yakında bir yere verdim. Yoksa bu şapşalın yüzünden, günüm ziyan olacaktı!..

 

(Tekrar sınıf aydınlanır...)

 

1. Öğrenci:

           -İşte böyle!.. o gün buluştuğum beşinci kız tam bana göreydi. Onu çok

beğendim. Onunla ileride evleneceğiz!..

Spiker:

         -Anlamadım!..

1. Öğrenci:

         -Anlamayacak ne var be abla? o gün tam tamına yedi kıza Termin vermiş-

tim. Beşinci Termin'imdeki kızı çok beğendim, diğer ikisiyle buluşmaya gerek

kalmadı!..

(Gülüşmeler!..)

Spiker:

         -İkinci sorumu başka bir arkadaşına sormak isterim, izin verir misin?..

1. Öğrenci:

         -Hadi öyle olsun!.. Onlar da gazeteden nasiplensinler...

     (Fotoğrafçı devamlı fotoğraf çekmektedir... Spiker gider bir grup öğrencinin

yanında durur. Mikrofonu birine uzatarak...)

Spiker:

         -Sizin adınız ne?..

Öğrenci:

         -İch heiße Belma...

Spiker:

        -Türk'sünüz, değil mi?..

Belma:

        -Doch, ben Türküm!..

Spiker:

        -Neden böyle yarı Türkçe, yarı Almanca konuşuyorsunuz?..

Belma:

        -İst mir egal!.. İch çeiß nicht, böyle daha hoşuma gidiyor!..

Spiker:

        -Bildiğim kadarıyla: Gymnasium, Realschule, Hauptschule gibi çeşitli

okullardan toplanıp buraya Türkçe dersine geliyormuşsunuz!..

Örneğin: Lise'den, yani Gymnasium'dan gelen var mı?..

(Kimseden ses çıkmız!..)

         -Ya Realschule!...

     (Ben, diye biri yüksek sesle yanıtlar... Diğerleri gırgırına "ben" diyeni alkış-

lar!..)

Spiker.

       -Ya Hauptschule!..

Koro(hepsi):

        -Hepimiz

Spiker:

        -Peki önce sana soralım, (Real'den gelene yanaşır...):

        -Ralschule, Gymnasium ve Üniversite!.. Peki, ne olmak istiyorsun?..

Real'den Gelen:

       -İşçi tabii, iş bulursam!..

    (Arkadaşları: "Aferin!" çok iyi cevapladın, dercesine alkışlar...)

Spiker:

       -Pek anlayamadım!.. Üniversiteyi bitiriyorsun!..

Rel'den Gelen:

       -Olsun diplomalı işsiz!.. Diploma, burada da, Türkiye'de de artık hiçbir işe

yaramıyor!..

      (Spiker "haklısın" der gibi başını sallar!..)

Spiker:

        -Gelelim ikinci soruna: Peki sana Loto'dan ya da nebileyim, atyarışlarındanfalan şöyle üç, beş milyon €  çıksa!.. Ne yaparsın?..

Real'den Gelen:

        -Önce bir kaç Spielhaus da ben açarım!..

Spiker:

        -Anlamadım!..

Real'den Gelen:

        -Hani canım şu para otomatları var ya!.. onlardan...

Spiker:

        -Neden?..

Realden Gelen:

        -Neden olacak be abla?.. Para otomatlarının hiç zarar ettiğini gördün mü?..

Sonra gençler buraları çok seviyorlar. Bu günün gençleri yarının büyükleri

olacak. Bu ne demek?.. Bizim otomatlar hiç boş kalmayacak, demek!..

İnce hesap meselesi be abla!.. (Gülüşmeler!..)

Spiker:

        -Ya sonra!.. kalan parayla...

Real'den Gelen:

        -Kalan paramla ben de gider, kendi otomatlarımda bol bol oynarım...

Ne kâr, ne zarar hahhaaa!..

         ( Spiker söyleyişiyi yaparken diğerleri sürekli hareket halindedirler. Kimi kağıt fişek uçurur. Kimi sakız patlatır... Kimi tahtayı karalar!..)

 

Spiker (sınıfa dönerek):

         -Ya sizler!.. Sizler ne olmak istiyorsunuz?..

Koro (hepsi):

          -Hiçbir şey!..

Spiker:

         -Ne demek?.. hiçbir şey!..

Koro:

        -Hiçbir şey, hiçbir şey!.. demek...

Spiker (Yedi Renk Gazetesini eleşirene, 2. Öğrenciye mikrofonu uzatır):

        -Biraz açıklar mısınız?.. Ne demek hiçbir şey olmamak!..

2. Öğrenci:

        -Efendim, neden olmayacak şeye "amin" diyeli!.. Biz burada, Almanya'da

olmayacak şeye "Amin" dememeyi öğrendik!.. Alman bir şey olmayacaksa:"tut mir leid!.." deyip kesip atıyor... Yani bu iş olmaz, onun için "amin"deme!.."

demektir bunun Türkçesi... Hauptschule halkımızın da dediği gibi "hamal!"

okulu. Bizler de, ancak hamal okulunu bitirebiliyoruz... Eeee!.. Almanya'da

hamallık diye bir meslek de yok!.. Bu ne demek?.. Hiçbir şey... demek!..

Anlatabildim mi acaba?...

       (Bu açıklamasına sınıftakiler gibi kendi de güler!..)

Spiker (üzgün):

      -çok güzel anlattınız!.. Peki n'olacak bu haliniz?..

Başka Bir Öğrenci:

       -Valla Sipiker abla, biz de merak ettiğimizden, durmadan kahve falına

bakıyoruz!..

Bir Diğer Öğrenci:

      -Arada bir, içimizden bazıları fincan getiriyor, biz de fincan çevirip ruh

çağırıyor ona soruyoruz: "N'olacak bu halimiz?" diye...

Realden Gelen:

       -Geçende bir büyüğümüzü çağırdık, (eğilir Spiker'e bir isim fısıldar?..)

Spiker (heyecanlı):

          -Geldi mi?.. Geldi mi?..

Real'den Gelen:

          -Gelmez olur mu hiç?.. Ona danıştık: "N'olacak bu bizim halimiz?"

dedik... Ne dese beğenirsiniz?.. (yine kulağına sessizce bir şeyler fısıldar...)

Spiker:

         -çekinmeyin canım, burası Türkiye mi? açıkça yüksek sesle söyleyin!..

Real'den Gelen:

          -"Benim de burda halim sizinkinden farklı değil, ben de burda diplomalı

hamal'ım!" dedi...

Spiker:

          -Başka!.. Başka!..

Real'den Gelen:

           -Bir de: "Ahhh, ahhhh!.. şuradan kurtulup bir geri dönebilsem, size bu

acıları çektirenlerin burunlarından fitil fitil getirirdim!.." dedi...

 

Spiker:

         -Aman yeter yeter!.. yerin kulağı var. Sonra politka yapıyoruz sanarlar...

2. Öğrenci:

         -Ne yani!.. Hiç mi doğruları yüksek sesle haykırmayacağız?.. Biz dilsiz miyiz be abla?..

        (Spiker bir diğer öğrenciye mikrofonu uzatarak)

Spiker:

         -Size şöyle üç, beş milyoncuk!..

Bir Diğer Öğrenci:

        -Böyle mavallara karnımız tok!.. Ne Toto, ne Lotto!.. Böyle üçkağıı

işlerden bize hayır gelmez!.. Ben kazanacaksam alın teri dökerek kazanırım!..

Spiker:

      -Mesela yani, canım!..

Real'den Gelen (gülerek):

     -Helal olsun sana be abla!.. Yine yedirdin bize mesalayı!..

 

         (Perde kapanır...)

 

 

111. Sahne

 

          (Alamnya'da bir işçi evi... Karı, koca, 5, 6 çocuk... Hepsi başka işlerle

uğraşmakta... Kapı çalar!.. Spiker, fotoğrafçı girerler...

Adam Haydarpaşa Garı'ndaki Kibar Ağa'dır... Hafif yaşlanmış... Üzerinde tipik Almanya giysileri... Konuşurken Almanca kelimeler karıştırır...)

 

Kibar Ağa (heyecanla):

         -Aaaa!.. Artist hanım, nasıl geldiniz taaa!.. buralara?..

Spiker:

        -Artist değil!.. Si-pi-ker...

Kibar Ağa:

        -Si-pi-ker hanım hoş gelmişsiniz, guten Tag!.. Bitte, bitte şöyle buyrun!..

Yok yok!.. öyle kapının kıyıcığına olur mu hiç canım?.. şöyle ta baş köşeye!..

  (Kolundan tutar gibi yaparak, hafifçe beline sarılır!.. Karısı görür, başın sallar...

Oturturken spikerin saçını okşar!..)

Spiker:

       -Merhabalar!.. Önce arkadaşımı tanıtayım, Köln Radyosu'ndan Osman!..

Merak ediyorsun değil mi, seni nasıl buldum diye?..

Kibar Ağa:

      -Heee vallaha!.. Hem de çoookk!..

 

Spiker:

      -Hatırlıyorsun değil mi? seninle yıllar öncesi Haydarpaşa Garın'da röpörtaj

yapmıştım... Dur bakayım, tam tamına otuz yıl olmuş...

 

KibarAğa:

         - Heee vallahi!.. Daha dün gibi... Benim bavulu da çalmışlardı!.. Her gece sarmısaklar, soğanlar rüyama giriyor...

      (Spiker fotoğrafçıya işaretle:"getir" der... Fotoğrafçı deminden beri elinde

tutuğu bohçayı yavaş yavaş açar. Herkes ne çıkacak diye heyecanlanır!.. çıkı

ılınca ortaya bir yığın sarmısak, soğan dökülür!..)

Spiker:

       -Senin bavulu çalan hırsızı, geçenlerde polis yakaladı!..

Kibar Ağa:

      -Neee tam otuz sene sonra mı?..

Spiker:

      -Eeee n'aparsın otuz sene sonra!.. Senin nüfusunla birlikte tam dokuz

nüfus cüzdanı daha çıkmış hırsızın üzerinden!.. Polis de şaşırmış, hangisinin

hırsıza ait olduğuna!.. çünkü hırsız her beş dakikada bir ifade değiştiriyormuş!.. Anlarsın ya!.. İkinci şubede ifadesini almışlar!..

 

1V. Sahne

 

       ( Kapısında: "2. şube" yazılı bir oda!.. Hırsızın elleri kelepçeli!.. Masasında

oturan komiserin karşısında durmakta... Komiser ansızın sandalyesinden fırlar,

gelir hırsızın çevresinde gezinmeye başlar!.. Komiser hırsızın iki yanında duran polislere...)

Komiser:

         -Bu mu!?..

1. Polis:

         -Bu Komiserim!.

     (Komiser sinirli sinirli hırsızın çevresinde gezinmektedir!.. Gider masasına

oturur. Öldürücü bakışlarla hırsızı süzmektedir... Ansızın tekrar yerinden fırlar!

gelir hırsızın burnunun dibine dikilir...)

Komiser:

       -Konuş lan hergele!..

Hırsız:

       -Elini ayağını öpeyim komiser abi!..

Komiser:

       -Sus lan!.. bir de utanmadan konuşuyor!..

Hırsız:

       -Allah belamı versin ki, ben suçsuzum!..

Komiser (bir tokat patlatır):

      -Vay edepsiz, vay! demek doğruyu okumayacaksın?..

Hırsız:

      -Vallahi abi!..

Komiser (sözünü bitirtmez bir tokat daha patlatır):

      -Üstünü arayın!..

2. Polis:

     -Aradık komiserim... Dokuz nufus cüzdanı!.. Yarım paket birinci...

Elli Türk Lirası... Bir paket cilet... Bir çakı, bir ayna, bir tarak...

Komiser:

        -Yeter, yeter!.. Dokuz nufus cüzdanı haaa!..

Hırsız:

       -Vallahi kmiser abi!..

Komiser (bir tokat..):

       -Ne demek oluyor lan!.. Dokuz nufus cüzdanı...

   (Polisin masasına bıraktığı cüzdanları gözden geçirirken, yüksek sesle isimler

okur...):

      -Kibar Ağa, Tanju çolak,  İbrahim Tatlıses, Süleyman Demirel... Vay!..

Vay!.. Vay!..  Futbolcudan tut da, şarkıcı, milletvekiline kadar işin ucu varıyor!..

Hırsız:

    -Vallahi komiser abi!..

Komiser:

    -Kes lan!.. Ben koskoca bir komiserim, ben de bile bu kadar nufus cüzdan

yok!..

Hırsız (ağlamaya başlayarak):

   -Vallahi komiser abi ben suçsuzum!..

Komiser(sesini yumuşatarak):

   -Hadi evlat bizi uğraştırma! bu cüzdanlardan hangisi sana ait?.. Öt yoksa

karışmam!..

1. Polis:

   -Komiserim, hepsi bana ait diye tutturuyor!..

Komiser(yarı sertleşerek):

   -Konuş lan!.. Sen kimsin?.. Casus mu?.. yoksa anarşist mi?..

Hırsız:

  -Vallahi abi hiçbiri değilim!.. Ben kim, casus kim!.. Benden hiç casus,

anarşist olur mu?..

Komiser:

  -Zevzeklenme lan!.. konuş sen kimsin?.. Ne iş yaparsın?.. Anan, baban!..

Hırsız:

  -İssizim komiser abi. Adım: Kibar Ağa, Sivas doğumlu... Hüseyin'den

olma, Hatça'dan doğma... Askerliğimi er olarak Siir'te yaptım... Bekarım...

Komiser:

  -Yeter, yeter!.. Bırak bu ayakları!.. Bende bu palavraları yutacak göz

var mı?.. şimdi yatırtırım yere!..

Hırsız (yaygarayı basar):

  -Vallahi ayağının altını öpeyim komiser abi!..

Komiser (yeniden yumuşar):

  -Nerde olduğunu biliyorsun değil mi?..

Hırsız: (Ağlayarak):

  - Bilmez olur muyum hiç!.. İkinci şube'deyim!..

Komiser:

  -Bunun ne demek olduğunu da biliyor musun?.. Bunun bir de üstü var:

"1. şube" seni oraya, anarşist diye teslim edersek!..

(Hırsız hüngür hüngür ağlamaya başlar. Eğilir komiserin ayaklarına kapanır!..):            -Komser abi ben ettim, sen etme!.. Beni "anarşist" diye yukarıya teslim

etme!.. Ben anarşist falan değilim!.. Vallaha da, billaha da, ben hırsızım hırsız!.. Nerde bir enayi görsem hemen çarparım!.. İşte böyle. (çaktırmadan komiserin

masasındaki bir kaç cüzdanı cebine indirir...)

Komiser (cüzdanlardan birini eline alır okur):

            -Tanju çolak...

Hırsız:

           -Adım Tanju çolak, İstanbul, Kadıköy doğumlu... Anam Emine, babam Hasan... Askarliğimi er olarak Burdur'da yaptım. Mesleğim...

  (Polisler "Güler!..)

Komiser:

          -Hayır bu sen değilsin!.. (Başka bir cüzdanı çevirir okur): İsmet Nedim...

Hırsız:

        -Ankara 1933 doğumlu... Anam Seher, babam Selim... Askerliğimi yedek

subay olarak İzmir'de yaptım...

Komiser:

       -Yıkın şu hergeleyi!..  yıkın!.. Ben bilirim şimdi senin dilini çözmeyi!..

Mesleğen de şarkıcılık değil mi?..

(Polisler hırsızı yere yatırırlar... Komiser belindeki kalın kemeri sıyırır. Hırsızın

çıblak ayaklarına vurmaya başlar. Hırsız ağlayıp sızlanırken bir yandan "ben

suçsuzum!" derken, bir yandan da, yeni isimler sayar...)

Komiser:

      -Sus edepsiz!.. bir de utanmadan, "suçsuzum!" diyor... şu eşikten içeriye

adımını atan herkes burada suçludur!.. Ben bile suçluyum!..

    (Komiser yorulmuştur... Geçip masasına oturur. Cüzdanları bir bir masaya

dizer. Sayar beş tane cüzdan vardır... Tekrar sayar yine beş çıkar.)

Komiser (2. Polise):

       -Kaç cüzdan vardı demin burada?

2. Polis:

        -Dokuz Komiserim!..

Komiser:

        -Ne!.. dokuz mu?.. Gel say bakalım!.. (polis sayar...)

2. Polis:

        -Beş tane komiserim!..

      (O sırada yerde yatan hırsız, cebindeki cüzdanları yere döker... Komiser

yerdeki cüzdanları görür, dayanamaz güler!..)

Komiser:

       -Kaldırın şu serseriyi yerden!.. Bu düpedüz hırsızmış!..

Hırsız:

      -Vallahi doğru komiserim!..

Komiser:

     -Demek casus, anarşist falan değilmişsin!..

Hırsız:

    -Vallaha doğru komiserim!..

Komiser:

       -Hadi yine kefeni yırtın!.. Eğer seni anarşist diye, üst kata postalasaydık:

sana Allah'ını unuttururlardı!.. Anlaşıldı siyasi değil, adi suçlusun!.. Bak gör-

düm mü? mesleğini kolaycacık buluverdik(!..)

Hırsız:

      - Vallahi, billahi ben hırsızım!..

Komiser:

       -şimdi geriye... anan, baban; adın soyadın kalıyor!.. Yatırın!..

      (Polisler Hırsızı yeniden yatırırlar. Komiser gelir yeniden vurmaya başlar...

Hırsız yeni isimler sayarken; 1. Polis cüzdanlardan saydığı isimleri kontur-

ol etmektedir...)

 

 

1. Polis:

        -Vallahi komiserim, adam hırsız değil, sanki lise öğrencisi, İnek şaban!..

harfi harfine hepsini ezberlemiş!.. Komiser yorgun, bitkin masasına gelip oturur.çaresizdir!.. Ansızın bir şey keşfeder... 1. Polisi yanına çağırır...)

Komiser:

         - Ben şimdi sana arkamı döneceğim, sen cüzdanları ters çevir bir iyice

karıştır, masaya diz!..

   (Arkasını döner... polis dediklerini yapar. Tekrar döner sandalyesine kurulur.

Başlar aşağıdaki tekerlemeyi söylemeye...)

Komiser:

        -Ya şun-da-dır, ya bun-da!.. şa-ban ile kay-na-na; otur-muş-lar yan-yana.

şa-ban de-miş-ki, ona: Abi-dik gubi-dik kay-na-na!..)

 

     (Sahne değişir: ışıklar yanar, tekrar Almanya'daki ev...)

 

Kibar Ağa:

         -Eeee!.. sonra ne olmuş?.. Hırsızın kimliğini öğrenmişler mi?..

Spiker:

         -Ne gezerrr!.. Zavallı dayaktan delirmiş!.. şube'dekiler bakmışlar ki, bu

yolla işi çözemiyorlar, gazeteye ilan vermişler... Ben de bizim gazetede senin

adını görünce, hemen hatırladım: "Kibar Ağa!.." öyle kolay kolay akıldan

çıkar mı hiç?.. Hemen polise koştum!.. Nufus cüzdanını aldım... Hırsızın ne

olduğunu bilmem, ama sekiz cüzdan hala oradaydı!.. Sonra doğduğun yerdeki

nufus memurluğundan senin Almanya'da olduğunu öğrendim... Gerisi hiç de zorolmadı... Adın, soyadın Alman Polisine verince... adresini çıkarıp bize verdiler...Ben de hazır Almanya'dayken, "neler oldu, bitti, bir gidip göreyim" dedim...

Gelirken de, çam sakızı çoban armağanı! Memeleket lezzeti vardır, diye bunları

getirdim!.. O zaman bavulunun çalınmasına ben sepep olmuştum! Böylece ken-

dimi bağışlatmak istedim!..

   (Kibar Ağa minnettar, kalkar spikerin ellerine sarılır, öper!..)

Kibar Ağa:

         -Vallaha çok makbule geçmiştir, zahmet etmişsiniz!..

Sipiker (elini çeker):

         -Aman ne yapıyorsunuz, estağfurulah!.. Ne zahmeti canım... Nasıl bu

sürprizimi beğendin mi?..

Kibar Ağa:

         -Hem de çok!.. (karısına) kız hele kalk!.. Ocağı ateşleyin... çay, kahve

soğuk bir şeyler: Viski, kola her ne varsa!..

Spiker:

          -Maşallah!.. işiniz iş... İşler tıkırında..! Ev dayalı döşeli!..

      (kulağına)

-Olgun armut!.. bu mu yoksa?.. Ne zaman evlendiniz?..

Kibar Ağa:

         -Ne evlenmesi be spiker hanım!.. kaçırdım!.. kaçırdım!.. Baktım İstanbul'-un ne taşı altın, ne de toprağı!.. Bir gece indim köye aha buna!.. "gel kız, seni

İstanbul'a götüreyim de medeniyet öğren, hanımlar sınıfına karış!.. Burada kalıp ayılara yem olacağına!.." Aha bu da hemen, "hee!" deyiverdi... İstanbul adını

adam duyar da hiç "hayır" der mi?.. Süleyma Ağa, aha bunun babası!.. peşimize silahlı adam taktı: "ya başlık parası!.. ya da kara toprak..!" Biz de korkudan

kaçtık buralara sığındık!..

Spiker:

        -Eeee gördün mü?.. nerden nerelere!.. şimdi memnun musun?.. (Kibar Ağa konuşmadan...)

çocuklar (koro olarak):

        -Elbet de memnun, babam köyde eşşeğe bile binemezken, burda...

Kibar Ağa:

        -He ya burda  Mercedese biniyoruz... (gülüşmeler)

Spiker:

        -Ha biz hem emaneti getirdik, (nufus cüzdanını çıkarıp verir.)

Hem de hazır seni yakalamışken bir kaç soru soralım dedik...

Kibar Ağa:

        -Ama spiker hanım ben sizden şikayetçiyem!.. Haydarpaşa Garı'nda yap-

tığımız röpörtaj mıdır, köpörtaj mıdır nedir?.. Ben orda: çanakkale Boğazı!.."

dedim, siz: Yandı İstanbul Boğazı, diyerek her şeyi tersyüz etmişsiniz!..

Spiker (utanarak):

        -şey haklısınız!.. teknik bir hata olmuş... Sesiniz banta tam çıkmamış,

arkadaşlar da, senin ağzından, kasete onları okumuşlar... çok afedersiniz!..

Özür dilerim!..

Kibar Ağa (spikerin elindeki teype bakar, küçücük bir şeydir.):

          -Kız Hatça, şu bizim teybi getirin hele!.. nede olsa bizimki  orjinal,

Made in Alman!..

   (Kadın çıkar, kocaman bir teyple gelir...)

Spiker:

       -Yok yok meraklanma, bu defa konuşmamızı sana dinleteceğim...

Kibar Ağa:

       -Peki, o zaman hemen başlayalım!..

 

Spiker:

            -Nihayet muradına erdin, "armudu!" pardon yani Hatça'yı aldın...

Kaç çocuk?..

Kibar Ağa:

             -Allah bağışlasın, şimdilik sekiz!.. bir okadar da torun var...

Spiker:

             -Oh!.. oh!.. Evlikle aran nasıl?.. Armut, yani Hatça olgun çıktı mı?..

Kibar Ağa (ağzını şapırdataraak):

             -ımmm, leker!.. şahane!..

 

Spiker:

          -Ya hanımın ne düşünüyor, bir de onun fikrini alalım?..

Kibar Ağa:

           -Al!.. nah orda!..

Spiker (Hatice'ye):

           -Nasıl Almanya'dan, Kibar Ağa'dan memnun musun?..

Hatice:

           -Hiç bilmem ki, ne desem!..

Kibar Ağa (atılır):

           -Memnun!.. Memnun!..

Spiker (Hatice'ye):

           -Memnun musun?..

Hatice:

           -Memnun!.. Memnun!..

Spiker:

           -Sekiz çocuk... Ev işleri... bir de dışarıda çalışıyor mussun?..

Hatice:

           -He ya!..

Spiker:

           -Zor olsa gerek!..

Hatice:

           -Bilmem ki... ne desem?..

Kibar Ağa:

           -Ne zoru, bu işler az bilem geliyor!.. Değil mi lan köroğlu?..

Hatice:

           -Az bilem geli!..

Spiker( fotografçıya):

           -Kadın değil, adam robot yetiştirmiş!.. Vah zavallım vah!..

Spiker:

           -Artık Loto, Toto, Mili Piyango falan demiyeceğim. Kazandıklarınla Tür-

kiye'ye dönünce ne yapacaksın?.. Artık sen de Almanyalı olduğuna göre(!..)

köye fabrika falan kurmayı düşünmüyorsundur her halde?..

Kibar Ağa:

         -Yok canım, onlar cahallık laflarıydı!.. İstanbul Kartal'da 2500 dönüm

arsam... Bahçelievlerde iki parsel... Memlekette bir kaç bin dönüm sulak tarla

kapattım... Beş katlı bir binam bitmek üzere, altı boydan boya dükkan, üstü çift

daire. Bankada paralar... Geçen yıl kayınpederin son taksitini de ödedim...

  Kibar Ağa servetini sayarken, oturduğu koltuktan yavaş yavaş yükselir, en

sonunda koltuğun tepesindedir!.. Spiker kolundan tutup oturtur...)

Spiker:

          -Yeter!.. Yeter!.. Neden bu kadar geç, nerdeyse otuz sene olmuş...

Kibar Ağa:

           -Sen benim gözüme bir baksana!.. ben aptal mıyım?.. Türk Parası'nın

değeri iyice düşsün bekledim!..

Spiker:

          -Peki yolculuk ne zaman?..

Kibar Ağa:

         -Ne yolcuğu?..

Spiker:

         -Türkiye yolculuğu canım!..

Kibar Ağa:

         -Sen çıldırdın mı spiker hanım?.. Sekiz çocuk plus, sekiz torun, artı gelin-

ler, bir de ben, avrat kaç nufus eder bir saysana?.. Türkiye'ye dönüp de acımız-

dan mı ölelim?.. Günde yirmi ekmek yense... şu kadar para!..

Spiker:

         -Peki ileriye dönük bir planın falan, beş on sene sonra...

Kibar Ağa (kundaktaki çocuğu göstererek):

         -şu ufaklığı görüyor musun? onu da burada evereyim, sonra düşünürüz...

Spiker:

         -Neden Almanya' da evermeyi düşünüyorsun?..

Kibar Ağa (yavaşça):

         -Kızlara burada başlık parası yok, ama takıları düşün, takıları!.. Bilezikler, zincirler, Geld'ler!.. Keşke diğer çocuklarımın hepsi de kız olsaydı...

Spiker.

          -Biraz da çocuklarla konuşabilir miyim?..

Kibar Ağa;

          -Estağfurullah!.. buyrun konuşun!..

Spiker (birine yanaşır):

          -Kızım senin adın ne?..

Kız:

         -İch verstehe kein türkisch!..

Spiker (mikrofonu başka birine uzatır):

        - çocuğum okula gidiyor musun?..

çocuk (Kürtçe):

         -Anne va çı dendike?.. ez nızanım!.. "bu ne diyor?.. ben anlamıyorum..."

KibarAğa:

          -O Türkçe bilmez, Kürtçe konuşur!..

Spiker (şaşkın bir başka çocuğa yanaşır):

          -Sen kaç yaşındasın?..

çocuk:

          -İch bin on salime!..

Spiker:

          -Pardon anlamadım!..

Kibar Ağa:

          -çocuk: Almanca, Türk, Kürtçe birbirine karıştırıyor!.. Kaç defa tenbih-

ledim: "Oğlum konuşacaksan bir dilde konuş, yoksa hiç konuşma daha iyi"

diye... dinlemiyor eşekoğlusu!.. Ama şu küçüğü var ya, şu küçüğü, maşallah,

çok akıllı! Hiç bir dili tam bilmediğinden, hep susar, hiç konuşmaz!..

 

Spiker (şaşkın başını sallar, duruma üzülmüştür):

           -Peki Kibar Bey!..

 

Kibar Ağa(düzeltir):

          -Kibar Ağa...

Spiker:

          -Kibar Ağa(!..) Soracak pek bir şey kalmadı. Her şey ortada!.. İnşallah

dönüşünde İstanbul'da tekrar görüşürüz...

Kibar Ağa ( büyük oğlana).

         -Oğum Kartal'daki apartımanın adresini spiker hanıma ver...

Spiker hanım, sen kiradaydın değil mi?.. Git apartmana bak beğen, bitince geç

bir dairesinde otur... Sen yabancı değilsin, senden fazla kira almam bin Yüro

aylık yeter!..

Spiker( gitmek üzere hazırlık yapar):

        -Sağolasın Kibar Bey!.. ihtiyacım olursa size yazarım...

Kibar Ağa (düzeltir):

        -Kibar Ağa!.. Hani konuşmayı bize dinletecektin?..

Spiker:

       -Doğru ya bak unuttum!.. Kibar Ağa(!..)

          (Bantı başa alır, açar Kibar Ağa'nın konuşmalarıyla hiç ilgisi olmayan bir söyleşi başlar teypte... Spiker, ev halkı herkes şaşkın!.. perde inerken...

Teypteki ses:

      -Değerli vatandaşlarım, Alamanya çok canım bir memleket. Biz hepiciğimiz burada eyiyiz... Suyu, havası; hele ki, yeşil yeşil Geld'leri..!

       -Memleketimiz, hökümetimiz hepicikleri sağolsunlar!.. İyi ki bizi buraya

Alamanya'ya postalamışlar! Sayelerinde hepimiz birer, Koç, Sabancı olduk!..

        -Frau Merkel'e gelince... siz bakmayın ona!.. Başa geçince biraz zırvaladı! ama o da geçti! şimdi sesi, sedası çıkmıyor... Hele bir Avrupa kapılarıılsın!.. bütün vatandaşlarımız hurraaa!...)

Erol Yıldırım

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 


 
  
 
Sayfa : [ 79 ]
 


Bu Yazıya Henüz Yorum Yazılmamış!


Yorum Yaz
Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Siteye Giriş Yapın!


En Çok Okunanlar
Neriman.. 1500
SEVGİL.. 1456
Karanlık Y.. 1375
KEREM GİB&.. 1359
KARNAVAL.. 1127
Höllü.. 915
Karanlık Y.. 903
İT OĞ.. 876
Küç&#.. 859
Bir Roman'ı.. 846

Son Eklenenler
.. 151
Karanlık Y.. 794
Karanlık Y.. 665
ALEVİ #.. 813
ALEVİ #.. 826
PİRSULTAN .. 726
KRAL ÇIBLA.. 513
ALMANYA ALMANYA.. 473
BİR DOKUN .. 443
AYŞE'N.. 597
Erol Yıldırım'ın Kişisel Web Sitesi www.erolyildirim.org -- Erol YILDIRIM'ın Önceki Sitesi

Powered by Aktif AJANS © 2020 
29.11.2020 05:16:49