"Birtek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir." Montesquieu
"Bir zencinin rengini degistirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yurekler vermektir." PANIN
"Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." Sokrates
"Bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar vermiş olsa bile adaletsizlik etmiş sayılır." Anonim
"Bir ülkenin türkülerini yapanlar kanunlarını yapanlardan daha değerlidir." Tales
"Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur." Eflatun (M.Ö.427-347)
"Bir şey her şey için, her şey bir şey için vardır." GOETHE
"Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur." Montesquieu
"Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır." Lao-Tzu)
Zanan seni değil, sen zamanı kullan. e.yıldırım
"kaldır at çöpe, bayatlamış hatanı akıllı ol koru şu gencecik sevdanı ballı olsun ki aşkın, tatlı kılasın akıp giden zamanı" Erol Yıldırım
Kaçan Zamana ağlayacağına, kaçırmadıklarınla övün... E.Y
Zamanla Lades tutum Gökyüzüne ellerim açıktı Aklımdaydı,ama hile yaptı "Aşkı" avucuma attı... Erol Yıldırım
Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben. ŞEMS-İ TEBRİZ
$('#s7').cycle({fx: 'scrollLeft',delay: -3000});
Kategoriler
Deneme  (2)
Eleştiri ve Analizler  (8)
Mektup  (1)
Öykü  (8)
Roman  (0)
Şiir  (0)
Tiyatro  (1)
Ve Diğerleri  (1)
BİR DOKUN BİN DİNLE|

BIR DOKUN BIN DINLE

 

 

 

              Ayşe'nin öpülme, öyküsü yılan hikayesine dönmüştü... Bir dokun, bin dinle cinsinden.

Millette bir oflama, bir puflama ki, sorma gitsin! Bu konuda herkes dertliydi!.. Ayşe'nin öykü-

 

sü kindergarten müdürünün "egal" iyle noktalanınca yakınmalar daha da artmıştı... Her kafa-

 

dan bir ses çıkıyordu. çocuğu olsun, olmasın kahvedekilerin çoğu kindergarten'lere verip ve-

 

riştiriyordu!.. Söz Hasan'daydı... Hasan da bir "egal"le başladı konuşmasına...

 

"Ne varmış sanki, öpüşmenin de yaşı mı olurmuş? Öpüşmeye de mi? sınır yani!.. Işinize gel-

 

dimi sınırları yok sayın, işinize gelmedimi sınırlayın özgürlükleri bakalım... Ne olmuş yani

 

efendim, iki ufaklık dudak dudağa öpüşmüşler! Aman ne felaket, ne felakaket!.. Memlekette

 

sanki yasak üstüne yasak var da! insanlarımız ne kazanıyor? Ya genç kızlarımız, kadınları-

 

mız! Koskoca bir hiç! Kadın yüzünden en çok cinayet işlene ülke! neresi?.. Filmlerimize hele bir bakın, en canlı örnek onlarda. Oğlan kızı tavladı mı, ikinci sahne yatak odası!.. Dağlara

 

kaldırdığımız, töre diye katlettiklerimiz de cabası!.."

 

Mehmet: "Yeter, yeter bırak yine zırvalamayı! Konumuz bu değildi, ama hadi öyle olsun.

 

Almanya'da daha alası mı oluyor, yani?.. Uyan oğlum, uyan! biraz gerçekçi ol; at gözlüklerinigözünden çıkarıp da çevrene öyle bak! Ne olaylar dönüyor Almanya'da!.. Gençlik dejenere

 

olmuş disko, gasthaus, kumarhane... daha sayayım mı..? çoğu bu yolların hastası değil mi?.."       Mehmet iyiden iyiye köpürmüştü!.. Hasan'ın da en büyük keyfi, Mehmet'i çıldırtmaktı...

 

      Hasan: "Dur hele abi, hemen kabarma öyle!.. Kadın haklarının en çok olduğu ülke nere?.. Bizim ülkemiz(!..) Okuma yazma oranı!.. rezalet yüzde yetmiş ümmi, yani zır cahil!.. Hala

 

kadınlarını okkayla satan ülke!.. Yok canım, neden o kadar uzaklara gidiyorsun... Alacağı

 

adamı ancak gerdek gecesi gören... o da bizde!.. Var gerisini şimdi sen düşün abiciğim(!..)

 

      Mehmet:"Bak bu saydıklarının hepsi doğru, doğru da bunları bir mantığa oturtmak gerek, yani cehaletimize demek istiyorum!.."

 

      Hasan:"şu senin cehalet falan diye salladığın bayrak, sakın yersiz, anlamsız yasaklar ol-

 

masın?.."

 

       Bedir Abi araya girdi:"Bırakın arkadaşlar bu horoz dövüşünü bir yana! Bu sorunlar içiçe geçip, Arap saçına dönmüş. Birini diğerinden böyle ayıramayız..." diye uzun bir nutka başlayacaktı ki, çevresindekilerin suratlarını asmalarından, vazgeçip kısa kesti...

 

      "Disiplinden yoksun özgürlük, dağınıklık yaratır, insanlar dejenere olup anarşi başlar!..

 

       Kerim:"Ayşe'yi nasıl kurtardın? diye hemen araya girince, bir gülüşme oldu!..

 

       Halil deminden beri söze girmek için sabırsızlanıyordu...

 

      "şu kindergartenler var ya, çoçuklar orada o kadar güzel eğitiliyor ki, vallahi şeytan'a bile papucu ters giydirirler!.. Bedir Abi sen bizim çocukları bilirsin, Kenan'la, Selma'yı? Ne kadar uslu, saygılı çocuklardı. Tabii Kindergarten'e gidene kadar. Bir de şimdi gel gör, ahlak, terbi-ye diye bir şey kalmadı!.. Birer küçük canavar olup çıktılar! Ne sözden anlıyorlar, ne laftan.

 

Eve geldiklerinde bir kıyamettir kopuyor. çocuklar kıçlarının üstünde oturmasını bile unuttu-

 

lar... "Otur yerine!" dedinmi, upuzun yatıyorlar yere. Evde terlik giymek falan, hak getire...

 

Geçenlerde hanımın bir işi vardı. Ben de Krank'tım! kalktım çocukları almak için Kindergar-

 

ten'e ben gittim. Hay ayağım kırıla da! gitmez olaydım. Tam bir tımarhane!.. O koca koridor-

 

larda, ayakları çoraplı beton üzerinde çocuklar; nişadır sürülmüş sıpa gibi, bir oyana, bir bu-

 

yana koşuşturuyorlar! Bir itiş, kakış ki gırla!.. Savaş alanında kalmış barış gönüllüsü gibi, bir yolunu bulup da sınıflara girip de, "bizimkiler nerede?" sorayım dedim, tam o sırada bir çocuk"güm!.." deyip kendini yere, önüme atmaz mı!.. Düştü sandım, tutup kaldırdım... Döndü:

 

"Danke!.." dedi biraz uzaklaşmıştım ki, aynı çocuk kaldırıp kendini betona bir daha attı,

 

Ben "hayrola ne oluyor!" demeye kalmadan bir başka çocuk daha "gümm!.." Meğer koşup,

 

koşup betonda kıç üstü kayıyorlarmış!..

 

      Gözlerim bizimkileri aradı, ortalarda yoklar... Bir Alman kıza:"Selma?.., Kenan..." dedimbana bahçeyi işaret etti... Burası da bambaşka bir âlem!.. Orta yerde eski, selesi yırtık pırtık

 

bir bisikletin başında, ben diyeyim, beş siz deyin on çocuk, bisikleti kapmak için itişip, kakı-

 

şıyorlar. Benim Kenan da aralarında... Bir savaştır tuturmuşlar, geldiğimi görmedi...

 

"Dur hele sonu nereye varacak bu çekiştirmenin?" dedim...

 

        Nasıl olduysa bizimkisi hatları yarıp, seleye kıçını koymayı başardı. Başladı can hıraş

 

pedalleri çevirmeğe. Öyle bir keyfle pedalı çeviriyor ki, bıraksalar sanki kanat takmış bir kuş, uçacak kerata!.. Ama bisiklet bir santim gidemiyor. Yapışmışlar dört bir yanından bırakmı-

 

yorlar. Yalnız bisiklete yapışsalar yine iyi. Kimileri de Kenan'a yapışmışlar. Kimi kulağını

 

tutmuş sündürüyor!.. Kimi saçını çekiyor!.. Kimi yumrukluyor!.. Bütün bunlar yetmezmiş

 

gibi, kimi de basıyor küfürü!.. fakat bizim oğlan da sırım maşallah!.. Ne ağlama, na sıylanma!O habire basıyor pedallara... Baktım oğlanda göz göre göre; burun, kulak kalmayacak, bizim

 

salak gazi olacak!.. "Ya Allah!.." deyip bir hamle... çekip çıkardım oğlanı bu canavarların

 

arasından... Bizim ki beni görünce başladı zırlamaya..." N'oldu oğlum, niye ağlıyorsun? diye

 

soracak oldum. "beni neden bisikletten indirdin?.. ne güzel oynuyorduk!.." demez mi...

 

şeytan'a lanet, "oğlum eğer ben kurtarmasaydım bu canavarlar seni sakat edeceklerdi!.. "

 

"Ne canavarı? Onlar benim arkadaşlarım, hem biz ne güzel eğleniyorduk! geldin oyunumuzu bozdun!.." 

 

       "Işte asimilasyon buna denir" diye Mehmet atıldı...

 

        "Neyse" diye Halil devam etti... Hani oğlum senin öğretmenin ner'de... yok mu?.."

 

"Işte orada ya, baba!" diyerek biraz ötemizde, duvar dibinde çıtırık bir kızıla, keçi sakallı bir

 

oğlanı gösterdi. Kenan'ın "bizim öğretmen" dediği kızla, oğlan birbirlerinin ağzına girmiş

 

koyu bir muhabbetteler. Oğlan arada bir kızın dudaklarına küçük öpücükler konduruyor...

 

Canım çok daraldı!.. Kenan'a "bul şu kardeşini de, çekip gidelim şurdan, yoksa şimdi oynata-

 

cağım..!"Tam biz çıkarken o keçi sakal tutup bir de, "çü" demesin mi?" bende şafak iyice attı, içimden "çü" senin babana derler!.. a at hırsızı suratlı herif!" dedim. O hırsla eve geldim. Bir

 

de köroğlunu haşladım!.. çocukları buralara göndersek bir dert, göndermesek başka bir dert!..        Hasan: "Yaşasın integrasyon, çocuklara özgürlük!" diye bağırdı...

 

        Mehmet: "Oğlum sen gerçekte yaşasın Almanlar diyemediğinden çocukları kullanıyor-

 

sun!.."

 

      "Neden açıktan açığa diyemeyecekmişim?.. "Yaşasın Alman dostlarımız!.."

 

      "Yok, yok bu tam olmadı, yaşasın Alman babalarımız!" demelisin... Hasan çok sinirlendi.

 

      "Ne var yani, onu da derim." diye atıldı...

 

       Mehmet: "Ben zaten senden kuşkulanmıştım!.."

 

       "Neyimden kuşkulanmıştın, açık konuş?.."

 

       "Neyinden olacak, milliyetinden! baban!.. anan!.."

 

       "Ağzını topla, yoksa toplatırım!.."

 

       "Haydaa!.. ne bozuluyorsun oğlum? biraz önce sen kendin itiraf etmedin mi?..

 

       "Neyi?.."

 

       "Neyi olacak, babanın Alman olduğunu."

 

       "Senin baban Alman, kendine gel!"

 

       "Bakın iyice şaşırdı arkadaşlar!.. Biraz önce bu değil miydi Almanları baba ilan eden?"

 

       "şimdi sana da, Alman'ına da!.." diyen Hasan yarım kalan portakal suyunu yudumlamaya başladı.

 

        Hasan'la, Mehmet'in böyle yarı şaka, yarı ciddi ağız dalaşı artık olağandı. Kahvedekiler

 

alışıktı bu tür düelloya... Yenik düşen yenilgisini kabüllenir, portakal suyunu yudumlardı...

 

        Kahvedekilerin gücü, ne Ayşey'i, ne de "Asiye" 'yi kurtarmaya elbet de tek başına yet-

 

miyecekti...

 

 

 

15.06.1981

 

Düsseldorf

 

 

 


 
  
 
Sayfa : [ 78 ]
 


Bu Yazıya Henüz Yorum Yazılmamış!


Yorum Yaz
Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Siteye Giriş Yapın!


En Çok Okunanlar
Neriman.. 1499
SEVGİL.. 1455
Karanlık Y.. 1375
KEREM GİB&.. 1358
KARNAVAL.. 1126
Höllü.. 914
Karanlık Y.. 902
İT OĞ.. 875
Küç&#.. 858
Bir Roman'ı.. 846

Son Eklenenler
.. 151
Karanlık Y.. 794
Karanlık Y.. 665
ALEVİ #.. 813
ALEVİ #.. 826
PİRSULTAN .. 725
KRAL ÇIBLA.. 513
ALMANYA ALMANYA.. 472
BİR DOKUN .. 443
AYŞE'N.. 596
Erol Yıldırım'ın Kişisel Web Sitesi www.erolyildirim.org -- Erol YILDIRIM'ın Önceki Sitesi

Powered by Aktif AJANS © 2020 
29.11.2020 03:58:48