"Birtek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir." Montesquieu
"Bir zencinin rengini degistirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yurekler vermektir." PANIN
"Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." Sokrates
"Bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar vermiş olsa bile adaletsizlik etmiş sayılır." Anonim
"Bir ülkenin türkülerini yapanlar kanunlarını yapanlardan daha değerlidir." Tales
"Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur." Eflatun (M.Ö.427-347)
"Bir şey her şey için, her şey bir şey için vardır." GOETHE
"Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur." Montesquieu
"Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır." Lao-Tzu)
Zanan seni değil, sen zamanı kullan. e.yıldırım
"kaldır at çöpe, bayatlamış hatanı akıllı ol koru şu gencecik sevdanı ballı olsun ki aşkın, tatlı kılasın akıp giden zamanı" Erol Yıldırım
Kaçan Zamana ağlayacağına, kaçırmadıklarınla övün... E.Y
Zamanla Lades tutum Gökyüzüne ellerim açıktı Aklımdaydı,ama hile yaptı "Aşkı" avucuma attı... Erol Yıldırım
Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben. ŞEMS-İ TEBRİZ
$('#s7').cycle({fx: 'scrollLeft',delay: -3000});
Kategoriler
Deneme  (2)
Eleştiri ve Analizler  (8)
Mektup  (1)
Öykü  (8)
Roman  (0)
Şiir  (0)
Tiyatro  (1)
Ve Diğerleri  (1)
AYŞE'NİN ÖPÜLME ÖYKÜSÜ|

AYŞE'NIN ÖPÜLME ÖYKÜSÜ

 

 

 

       Teypten yükselen arabesk müzik, saatlerden beri elli bir masasında oturmanın verdiği bıkkınlık, kahvedekileri adeta uyuşturmuştu. Uyurla, uyanıklık arası bir haldeydiler. Sigara dumanından göz gözü görmüyordu.

 

        Hasan önündeki portakal suyuna kamışı iyice daldırdı. Portakal suyundan okkalıca bir yudum çekti... Bu gün gene neşesi yerinde değildi. Bunu memleketten aldığı kötü haberlere yoruyordu!.. Şaşırmamak elde miydi? Amcası hariç, tüm aile tutuklanmıştı!.. Amcası burada Almanya'da olmasa... Hasan yengesini iyi tanıyordu. Çocuklarını, gelinlerini de tabii. Hepsi

 

kara cahildi, bırakın siyaset yapmayı, "s" sini bile beceremezlerdi. "Anarşist, anarşi yaratıyorlar!" diye, içeri tıkılmışlar, gazetelerin baş sayfalarında resimleri çıkmıştı... "Hadi amcam bir-yana..." diyordu Hasan, "O ileri geri demez, ulu orta konuşur. Şu parti, bu parti demez atar tutar." Ama o Almanya'daydı, kim bilecek amcasının hangi partiye karşı olduğunu? sarı çizmeli Mehmet ağa!.. Kaldı ki, parti liderleri de, fırsat bu fırsat deyip, habire birbirlerine veryansın

 

etmiyorlar mıydı?.. Hatta şu son seçimlerde birbirlerine, küfre varana değin ileri gitmemişler miydi?

 

        Hasan biryandan düşünüyor, biryandan da, meyve suyunu yudumluyordu. "Gel de şimdi şu Almanları yine övme!" diye içinden geçirdi... "Helâl olsun adamlara! En uçtan partiler dahi olsalar yine de, işin tadını, tuzunu kaçırmıyorlar. Oyunu kuralına göre oynuyorlar velhasıl!"

 

Komünist'lerin, Yeşiller'in, hatta Faşist'lerin bile partisi var. Seçimden seçime onlar da atışıyor, ama ya sonra, herkes sus pus köşesine çekiliyor.

 

         Şu anda hükümete bozuk atmayan, kim vardı ki? Bütün bir halkı içeri tıkacak değillerdi ya! Bunun için çok "dam" yapmak gerekti!..

 

         Hasan en çok da amcasının çocuklarını düşünüyordu. Şimdi şu karda, kışta o küçükler

 

ne olacaktı?.. "Allah cezalarını versin şu uyduruk düzeni halkın başına bela edenlerin!

 

         Hasan, Bedri'nin kahveye girdiğini görmemişti. Yüzüne serin bir hava değince: "Belli

 

oldu, bizim baş devrimci geldi" dedi, Bedir Abi'ye dönerek:"Kapa şu kış günü pencereleri,

 

ateşin başına mı vurdu senin?" Kahvenin ta dip köşelerinde boğuk bir ses Hasan'ı tamamladı:

 

"Kim bu sivri zekâlı? yazı getirdi anlaşılan, kapayın şu camları yahu!" Sözünün sonunu getiremedi, boğuk bir öksürükle tıkandı!.. Ahmet Emmi'ydi bu. Kömür ocaklarında çalışıyordu...

 

Kerim kahve ocağının küçük camından başını uzatarak:"Bedir Abi geldiğini nasıl da belli

 

ediyorsun!.." "Ya öyle" diye Bedir yanıtladı... "Ben de olmasam, bu kokuşmuş havadan ciğerleriniz çürüyecek! ilk yardımda bile kurtaramayacaklar sizi o zaman." Bedir'in, Kerim'e bakarak söylediği bu sözler, ikisini de güldürdü... "Ne biçim ciğer sizdeki a dostlar?" diye Bedir 

 

devam etti. "Hiç mi rahatsız olmazsınız?.." Ahmet Emmi hırıltılı bir sesle:"Bizde ciğer, miğer ne gezer be! biz onu Alman dostlarımıza armağan ettik."

 

          İçerinin havası iyice temizlenmişti... Memet: "Ne iyi ettin de, camları açtın..." Elindeki kağıtları masaya atarak:"Yeter be! ben artık oynamıyorum. Saatlerdir belimiz kamburlaştı..."

 

Bedir geldi, elli bir masasının yanında bir köşeye sandalyesini çekti... Burası kahvenin en kalabalık köşesiydi... "Arkadaşlar başıma öyle bir iş geldi ki, şaşkın ördeğe döndüm! desem yalan olmaz...." Hasan:"Hayret! büyük usta nelerden söz ediyor?.. Sen de mi Bürütus! çaresizlik-

 

ten dem vuruyorsun?.. "Bırak zevzekliği, iş gerçekten ciddi! N'apabilirim bana bir akıl verin?"

 

         Kahvedekiler işin önemli olduğunu kavramışlardı. Birer, ikişer Bedir Abi'nin çevresin-

 

de toplandılar. Kerim de ocaktan çıkıp yanlarına geldi. Bir taraftan önüne bağlı beyaz önlüğe ellerini kurularken, bir yandan da, merakla:"Hadi anlat, anlat ne oldu? Yeteri kadar meraklandık zaten!.." Bedir'in sıkıntısı ise başkaydı... "İşe nereden başlamalı?" diye düşünüyordu. Anlatacaklarının gırgır konusu edilmesinden çekiniyordu.

 

         "Bizim küçük Ayşe var ya! Işte onu dün Kindergarten'de, yuvada bir oğlan tutup zorla öpmüş!.." diye başladı sonunda... "Ne!.." diye herkeste bir şaşkınlık!.. Hasan dalgasına gülerek:"Demek senin kızın namusu gitti!.."Bir Alman oğlan var," diye Bedir devam etti. "On bir on iki yaşlarında. Okul çıkışı ev ödevi yardımı için mi ne, Kindergarten'e geliyormuş. Ayşe birkaç kez bu oğlandan bana söz etti. İnka adında da bir kız varmış. Bu oğlan İnka'yı yakaladığı yerde tutup öpüyormuş! Sade bu kadar olsa iyi, karı koca oyunları falan da oynuyorlarmış...

 

Ayşe bunları bana ilk anlattığında pek aldırmamıştım. Öyle ya, bize dokunmayan yılandan, bize ne! değil mi Hasan?.." Hasan:"Sataşma var!" dedi... Diğerleri konuşturmadı Hasan'ı, lafı ağzına tıkadılar!.. Bu iş Ayşe'nin çok garibine gitmiş olacak ki, gün de bir kaç kez bu olayı anlatır oldu evde. Ben de, sonunda çektim Ayşe'yi dizimin dibine:"Bak kızım, onlar Alman, biz Türk'üz, böyle şeyler onlar için ayıp sayılmayabilir, onlar ne yaparsa, yapsınlar. Bize  gelince, çocukların böyle şeyler yapması ayıp, hem de çok ayıp! Hem sonra sen, sakın ha! bu

 

çocukla oynama." diye sıkı sıkıya tembihledim. Arkasından da ekledim:"Eğer, o oğlan sana

 

sataşmaya falan kalkarsa öğretmenine, hatta müdüre git, şikayet et!.." Ayşe:"Tabii babacığım,ben o pis, çürük dişli oğlana! kendimi öptürür müyüm hiç?" demiş, olay da böylece kapanmıştı...

 

        Dün akşam ev, tıklım, tıklım misafir dolu. biz hararetli, hararetli memleket meselelerine dalmış, "Asiye'yi kurtarmaya çalışıyoruz!..” Baktım Ayşe bir türlü yerinde duramıyor:..

 

“Babacığım ben de bir şeyler söylemek istiyorum." diye çırpınıyor!.. Benden önce annesi davrandı:"Sen sus bakalım, büyüklerin işine karışılmaz!.." Sonunda nasıl oldu bilmiyorum... Ayşe:"Ama ben" diye dalıverdi konuşmamızın ortasına. "Ben zaten sizin işinize burnumu sokacak falan değildim ki, bu gün ne oldu biliyor musunuz?" Ben de sandım ki, Ayşe yabancı düşmanlığı falanla ilgili bir şeyler söyleyecek. Çünkü günlerdir evde hep bu konular konuşuluyordu. Ayşe de zaman, zaman bu konuda Kindergarten'den arkadaşlarından örnekler veriyordu... "Hayrola, neler oldu yine?" diye sordum... Hay, sormaz olaydım! Dedim ya evde bir yığın konuk... Bizim kız damdan düşer gibi:"O Alman oğlan var ya!.." "Eee ne olmuş o Alman oğlana? diye tekrar sormaz mıyım?.." "Hiiiççç, işte o Alman oğlan beni şuramdan öptü!.."

 

Ben"Ne !.." falan demeye kalmadan, Ayşe'yi kaş, göz işaretleriyle susturmaya çalışıyorum. Konuklar başladı gülmeye. Bizim hanım tutturdu:"Ne demek oluyor çabuk anlat bakayım!.." Ben:"Hanım bırak şimdi sırası mı?.." Ama hanım konukları falan unutmuş, habire Ayşe'yi sıkıştırıyor:"Atlat çabuk, nasıl oldu bu iş?.." Konuklarda da bir merak:"Anlat, anlat!.." diye onlar da tutturmaz mı? baktım olacak gibi değil:"Hadi hemen anlat bakalım, nasıl oldu bu iş?.."     Ayşe neye uğradığını şaşırmıştı:"Vallahi babacığım, benim hiç suçun, kabahatim yok! Oyun oynuyorduk. O oğlanın annesiyle, babasının oynadığı oyundan. Evlerine konukları geldiğinde bu oyunu oynuyorlarmış..." Hanım atıldı:"Hadi bırak gevezeliği de olanı. biteni anlat!.."

 

Ayşe:"Dövmeyeceğinize söz verin..!" Ben:"Sen asıl hemen başlamazsan dayağı şimdi yiyeceksin!.." Konuklardan biri:"Ammaa da yaptın Bedir Bey, o daha çocuk!.." Ayşe başladı kaldığı yerden anlatmaya... İşte o çürük dişli oğlan, bizi yere oturttu. Elinde bir şişe vardı. Almanca bir şeyler anlatıyordu. Almancam iyi değil, ne dediğin tam anlayamamıştım. Galiba o,

 

şişeyi çevirecek, şişenin başı ve arkası kimden yana durursa, şişenin başı dönük olan çocuk,

 

şişenin arkası dönük olana, bir ceza verecekti... Ben ne bileyim, ben de  katıldım oyuna. Hem sonra öğretmen:"Oyunları birlikte oynayacaksınız" diye bizi tembihlemişti...

 

     O oğlan şişeyi yere yatırdı, ve oyunu başlattı... Şişe hızla dönüyor, biz de heyecanla şişenin ucu bizden yana gelince dursun, biz ötekine ceza verelim, diye çırpınıyoruz... Tabii ben de Tanrı'ya dua ediyorum... Şişe döndü..., döndü... tam arka tarafı benim önüme gelince durmaz mı! Bir de baktım şişenin başı da, o oğlana dönük... Arkadaşlarımda bir sevinç, bir sevinç!.. Çığlık, çığlığa:"Öp Ayşe'yi, öp Ayşe'yi!" diye tepiniyorlar... "Nein!.. Nein!.. olmaz." dedim, ama dinleyen yok. Beni zorla yere yatırdılar. O çürük dişli oğlan da gelip, şuramdan şap diye öptü!.. Ayşe "şuram" diyerek dudaklarını gösteriyordu...

 

Ben:"Neden öğretmenine, müdüre şikayet etmedin?" diye sertleşince... Ayşe:"Ettim babacığım, hiç etmez olur muyum? Ağlayarak müdürün odasına gittim. Ağlayarak olanları ona anlatım!.. Müdür kahkahayla güldü! ne dedi biliyor musun?.. "Egal!" olabilir dedi...

 

 

 

Düsseldorf, 15.06.1981

 

Erol Yıldırım

 

 


 
  
 
Sayfa : [ 77 ]
 


Bu Yazıya Henüz Yorum Yazılmamış!


Yorum Yaz
Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Siteye Giriş Yapın!


En Çok Okunanlar
Neriman.. 1499
SEVGİL.. 1456
Karanlık Y.. 1375
KEREM GİB&.. 1358
KARNAVAL.. 1126
Höllü.. 914
Karanlık Y.. 903
İT OĞ.. 875
Küç&#.. 858
Bir Roman'ı.. 846

Son Eklenenler
.. 151
Karanlık Y.. 794
Karanlık Y.. 665
ALEVİ #.. 813
ALEVİ #.. 826
PİRSULTAN .. 725
KRAL ÇIBLA.. 513
ALMANYA ALMANYA.. 472
BİR DOKUN .. 443
AYŞE'N.. 597
Erol Yıldırım'ın Kişisel Web Sitesi www.erolyildirim.org -- Erol YILDIRIM'ın Önceki Sitesi

Powered by Aktif AJANS © 2020 
29.11.2020 04:22:00