"Birtek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir." Montesquieu
"Bir zencinin rengini degistirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yurekler vermektir." PANIN
"Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." Sokrates
"Bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar vermiş olsa bile adaletsizlik etmiş sayılır." Anonim
"Bir ülkenin türkülerini yapanlar kanunlarını yapanlardan daha değerlidir." Tales
"Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur." Eflatun (M.Ö.427-347)
"Bir şey her şey için, her şey bir şey için vardır." GOETHE
"Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur." Montesquieu
"Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır." Lao-Tzu)
Zanan seni değil, sen zamanı kullan. e.yıldırım
"kaldır at çöpe, bayatlamış hatanı akıllı ol koru şu gencecik sevdanı ballı olsun ki aşkın, tatlı kılasın akıp giden zamanı" Erol Yıldırım
Kaçan Zamana ağlayacağına, kaçırmadıklarınla övün... E.Y
Zamanla Lades tutum Gökyüzüne ellerim açıktı Aklımdaydı,ama hile yaptı "Aşkı" avucuma attı... Erol Yıldırım
Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben. ŞEMS-İ TEBRİZ
$('#s7').cycle({fx: 'scrollLeft',delay: -3000});
Kategoriler
Deneme  (2)
Eleştiri ve Analizler  (8)
Mektup  (1)
Öykü  (8)
Roman  (0)
Şiir  (0)
Tiyatro  (1)
Ve Diğerleri  (1)
Höllükçü'nün Öyküsü|Höllük Romanından

HÖLLÜKÇÜ’NÜN ÖYKÜSÜ

     ”Höllükçü, höllük vaaarr! Höllük” diye bağırır, sokak, sokak gezer eşeğinin sırtındaki höllüğü satmaya çalışırdı… Kısa boylu tıknazca biriydi. Höllüklü’nün altındaki, Alibaba Mahallesi’nde oturur, sattığı höllüğü yukarı mahalleden sağlardı… O’nu görenlerde saf, sessiz, kimseye zarar vermeyecek bir insan izlenimi yaratıyordu. Kızmadığı zamanlar kendi halinde birisiydi.

      Höllüğün önce toprağını, ağzı kör bir keserle kazar, sonra ince elekten geçirir ve kurumaya bırakırdı. Heybesinin iki gözünü bu toprakla doldurur eşeğinin sırtına yükler: “Höllükçü höllük vaarrr!” diyerek sabahtan akşama,  geç saatlere kadar sokak, sokak; mahalle, mahalle gezer yorulmak nedir bilmezdi…

Terazi yerine genişçe bir kabı ölçek olarak kullanıyordu. Simidin beş kuruş olduğu sıralar Höllükçü bir ölçek höllüğü, iki buçuk kuruştan satardı… Höllüklü’de oturanlarla yakın çevrelerdekiler, çocukları için gereken höllüğü kendileri kazar, para verip alamazlardı. Bu yüzden Höllükçünün işi çok zordu. O höllüğü satabilmek için, şehrin ta öteki uçlarına gitmek zorundaydı.

      Alibaba’da oturanların çoğu akrabaydı. Aynı köyden gelenler bir araya toplanmış, bir mahalle kurmuşlardı. Yalnız Höllükçü ve birkaç aile başka köylüydüler. Bu mahalle, Kürt Mahallesiydi.

       Höllüklü’yle Alibaba’yı birbirinden Yumurtatepe’den akıp gelen o su kanalı ayırıyordu. Bu kanalın üstünden geçen toprak köprü ise tek bağlantılarıydı… Höllüklü’de bu toprak köprünün alt kısmında oturanlar, bir başka köyden göçüp, bu Kasaba’ya gelip yerleşmişlerdi. Bu köy bir Türk köyüydü. Aslında bu iki köyün insanları köylerinde de birbirine komşuydular. İyi de geçiniyorlardı, ama şehre indiklerinde bu dostluk bozulmuş hısımken, hasım olmuşlardı. Bu dostken, düşman oluşun tek nedeni: ne Türklük, ne de Kürtlüktü; sadece Yumurtatepe’den akıp gelen bu su kanalı yüzündendi…

Höllüklü Mahallesi dik bir arazi üzerine kurulduğu için. Toprak köprünün üst başındakiler, bu kanalın suyundan yararlanamıyorlardı. Oysa Allah’ın suyu, onlar da yararlanmak isterdi… Höllüklü için su ilaç demekti, çünkü ev yapacaksın, kerpiç su ister; çamur karacaksın, çamur su ister. Su olmadan yaşam olmaz. İşte bu yüzden iki mahallenin arası açılmıştı…

Höllüklü’de oturanlar kerpiç dökmek, çamur karmak istediler mi Alibaba’ya iniyorlar ve orada kerpiçlerini döküyorlar, çamurlarını karıyorlar ve gejgerelerle yukarı mahalleye, Höllüklü’ye taşıyorlardı. Bu iş bir süre böyle gitmiş, Aşağı Mahalleliler önceleri buna pek ses çıkarmamışlardı. Sonraları Aşmağı Mahallede de ev sayısı arttıkça, homurtular da başlamış. Ve sonunda olan olmuş, iki mahalle su yüzünden bir meydan kavgasına girmişler, o günden sonra da kanlı bıçaklı olup çıkmışlardı.

     Alibaba’da bir tek boş alan kalmamıştı. Kerpiç duvarlı evler yerden biten mantarlar gibi çoğalıyordu.

     Höllükçü eşekle höllük sattığından olacak ki, iki mahalle halkı da ona, “eşekçi” diye ad takmışlardı. Aşağı, “Eşekçi; yukarı Eşlekçi.”

      Eşlekçi tek odalı kerpiç evinin çevresini bir duvarla çevirmek için kaç gündür höllüğe çıkmıyordu… Kerpiç için toprak samanla harmanlanmış, geriye tek iş kanaldan açılacak bir küçük arkla, bu toprak yığını buluşacak ve çamur karılacak; ertesi gün de kerpiç dökülecekti.

      Eşlekçi erkenden uyandı. Geceyi çok kötü geçirmişti. Kötü düşler yüzünden bir türlü uyuyamamıştı… Sessiz hareket ediyordu. Yaşlı karısını uyandırmaktan çekiniyordu. Birkaç adım ileride yer yatağında yatan küçük oğlunun üzerini yorganla iyice örttü...

      Sabah ayazı henüz geçmemişti. Hava sertliğini koruyordu. Kanalın başına vardığında, kanalın suyunun iyiden iyiye azaldığını gördü. Eylül sonlarına doğru hep böyle olurdu. İşi iyice zorlaştıracaktı Eşekçi’nin. Kaç gündür höllüğe çıkmamıştı. Tek gelir kaynağı buydu. Birkaç gün daha böyle sürerse, çoluk çocuk ekmeksiz kalabilirdi. Bu gün çamur işini bitirmek zorundaydı.

      Küçük arktan akan sular, toprakla birleşince kuru toprak, suyu bir yudum da yutuyordu… Eşekçi derin bir nefes aldı. Serin hava ve toprağın yavaş, yavaş suya doyması onu neşelendirdi. Bir süre elinde kürek suyun toprağın ortasında göllenmesini bekledi…

Eşekçi yaşına karşın dinç ve kuvvetliydi. Her kürekte toprak biraz daha çamura dönüşüyordu. Akşamki kötü düşlerin etkisi geçip gitmişti üstünden…

Aşağı Mahalle’nin yeni sahiplerinden birisi de Velo Emmi’ydi, Kürt Velo. Eşekçi bu Kürt Velo’yu hiç mi hiç sevmemişti. Her nedense kendine rakip görürdü… Velo Aşağı Mahalle’ye yerleştiği günlerde önce boynundan aşağı geçirdiği iki gözlü bir Kürt heybesini kırık leblebi, renkli nohut şekerleri doldurmuş, bunları satmaya başlamıştı. O günlerde Eşekçi ile araları düzgündü. Arada bir selamlaşıp konuştukları bile oluyordu. Kırık leblebi ve nohut şekerlerini çoğu defa Velo, para yerine eski çul, çaput veya yırtık yün çorapla değiştiriyor, bunları da eskicilere satıp, böylece eve birkaç kuruş katkıda bulunuyordu… Ne zaman ki Velo bu işi bırakıp, boynuna astığı heybeye höllük doldurdu; başladı höllük satmaya, işte o gün bu gündür Eşekçi bu adamı nerede görse şeytan görmüş gibi oluyordu.

     Velo o sabah da höllüğe çıkmıştı. Çavuşbaşı, Tekkeönü dememiş bir baştan, bir başa geçmiş: ne var ki, birkaç kişinin dışında kimseye höllük satamamıştı. Artık devir değişmiş, bebelerin altına höllük koyanlar azalmıştı. Yeni moda kadınlar çocuklarının altını bezle bağlıyorlardı: “Bu moda da nereden çıktı?” diye düşünüyordu Velo. “Biz topraktan yaratıldık, toprakta büyümeliyiz. Çocuk çaputun içinde rahat eder mi hiç!”

    Velo kestirmeden geçerek Aşağı Mahalle’ye vardı. Eşekçi o sıralarda çamurun yarısını karmıştı. Vakit öğleüstüydü. Eşekçi kan, ter içinde geri kalan toprakla boğuşuyordu. Velo Eşekçi’nin yanından geçerken,

“Kolay gele komşu,” dedi. Eşekçi sesi duymuştu başını çevirmeden yarım ağızla,

“Sağ ol” diye kısaca yanıtladı.

Velo içinden: “Ne adam be elinden gelse bir kaşık suda bizi boğacak! Sanki bütün Höllüklü topraklarını, Tanrı ona vermiş, ya da babasının tapulu malı.

Tanrı herkesin nasibini ayrı yaratmış tövbe, tövbe!” Bahçe kapısından içeri girince heybeyi boynundan çıkardı. Eli, yüzü toza belenmişti. Karısı O’nun geldiğini görünce karşılamaya çıktı… Karısı su döküyor, büyük oğlan da havlu elinde, Velo’nun elini yüzünü yıkamasını seyrediyordu. Yıkanma uzun sürmedi. Sofra hazırdı, geçip oturdular.

Velo sedirde kurulmuş kaçak tütünden sardığı kalınca bir sigarayı tüttürüyor, bir yandan da büyük oğlanla konuşuyordu.

Büyük oğlan: “Baba” dedi, “bu gün yarım gün çalıştırdılar.

-         Neden?

-         Malzeme gelmedi ondan.

-         Eee! ne olacak?

-         Hiç, yarım yevmiye verdiler, çıktık geldik.

-         Canın sağ olsun, bende de pek bir şey yok. Şu naylon kadınlar yok mu, işte onların yüzünden. İşler gün geçtikçe kötüleşiyor. Höllük satamaz olduk...

-         Baba, yorgun görünüyorsun, istersen biraz uzan, ben de şu yarım kalan sıvayı tamamlayacağım.

       Bir haftadan beri Bahçe duvarının sıvası yarım kalmış, öylece duruyordu. Sıva toprağı hazır, elenmişti. Zamanı vaktiydi… Oğlan hazır boşken şu işi bitireyim diyordu.

       Su kanalının başına geçti. Küçük bir yarık açtı. İnce ip gibi bir su bu yarıktan aşağılara doğru süzüldü, bahçeye doğru akmaya başladı.

       Eşekçi kan ter içindeydi. Yorulmuştu. Karnı da acıkmıştı. Yüreği bayılacakmış gibi oluyordu. Bu gün nedense sinirleri gergindi. Toprak bir türlü suya doymak bilmiyordu. Bir an önce şu meret işi bitirip yemek yemeyi düşlüyordu. Öğle sıcağı bastırmak üzereydi… Birden arktan gelen suyun azaldığını fark etti. Sinirleri tepesine fırladı. Küfürler savurarak küreği kaptığı gibi kanalın başına koştu. Hayır, tahmininde yanılmıştı, arkta tıkanıklık yoktu. Suyun azalmasına neden bu değildi. Öyleyse ne olmuştu? Bu Tanrı’nın cezası su birden bire niye kesilmişti. Kürek elde kanal boyu yürümeye baladı. Daha birkaç adım atmıştı ki, Velo’nun bahçesine açılan arktaki suyu gördü. Çıldıracak gibi oldu: “Delirmiş bu kuyruklu Kürt, kan arıyor!” dedi, sonra arkasından küfrede, ede arktaki suyun önüne çamur doldurdu suyu kesti, kendi kanalını aça, aça tekrar çamur yığınının başına geldi… Aradan yarım saat ya geçmiş, ya da geçecekti ki suyun yeniden azaldığını sezinledi… Yoo!.. Artık bu kadarına dayanılmazdı. Burnuna kan kokusu geliyordu. Şu Kürtlere bir ders vermek gerekliydi! Küreği kaptığı gibi bu kez doğrudan Velo’ların bahçeye daldı… Büyük oğlan hiçbir şeyden habersiz elinde mala duvarı sıvıyordu. Hışımla yanına gitti. Eşekçinin böyle hışımla alı, al; moru, mor elinde kürekle üzerine doğru geldiğini gören oğlan, eğildi yerden küreği kapmak istedi, ama başaramadı… Eşekçi kalkmasına izin vermemişti, küreğin keskin kısmıyla oğlanın sırtına var gücüyle indirdi. Bu bir darbe ile oğlan çamurun içine yığıldı. Düşerken ortalığı inleten bir çığlık atmıştı… Eşekçi bir, bir daha sallamıştı küreği… Şimdi bağıramıyor çamurun içinde çırpınıyordu oğlan. Eşekçi kendini kaybetmiş bu kızıl kana belenmiş, çamur yığınına dönmüş adama, rasgele kürek darbeleri indiriyordu.

Oğlunun bağırtısını ilk anası duymuştu. Bahçeye fırladığında oğlunu kanlar içinde çamura belenmiş çırpınır gördü. Eşekçi hâlâ vurmaya devam ediyordu. Kadın telaşlı, ne yapacağından şaşkın; önce bir iki kez Eşekçinin çevresinde deliler gibi döndü durdu, sonra Eşekçi’ye engel olmaya çalıştı başaramayınca, son çare olarak kendini kanlı oğlunun cesedinin üstüne attı. Böylece onu kürek darbelerinden korumak istiyordu… Höllükçü çıldırmıştı, gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Çamura kapanmış ve kendine engel olmaya çalışan bu karaltıya da bastı küreği. Tek kürek darbesi kadına yetmişti. Şimdi çamur içinde iki ceset yatıyordu. Evin camından bütün olanları izleyen küçük oğlanın dili tutulmuştu…    

     Velo kendini bahçeye attığında Eşekçi ölmüş cesetlere vurmaya devam ediyordu. Velo’yu karşısında görünce, henüz ne yapmak gerektiğini kavrayamayan adamı da bir kürek darbesiyle yere serdi. Bütün bunlar birkaç dakika içinde olup bitmişti…

      Veloların bahçesindeki bu kızılca kıyameti duyan mahalleli, Eşekçi’yi kanlı küreğiyle cesetlerin başında bir sağa, bir sola gidip gelirken gördüler. Bağırıp çağırmaya, eline geçirdiklerini Eşekçi’ye atmaya başladılar. Eşekçi bu saldırılar karşısında elinde kanlı küreği kaçmaya başladı ve Aşağı Mahallede kaybolup gitti

      Polisler, O’nu Tekkeönü’nde bir taşın altına sığınmış, kanlı küreğini sarılı uyur buldu.


 
  
 
Sayfa : [ 71 ]
 


Bu Yazıya Henüz Yorum Yazılmamış!


Yorum Yaz
Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Siteye Giriş Yapın!


En Çok Okunanlar
Neriman.. 1500
SEVGİL.. 1456
Karanlık Y.. 1375
KEREM GİB&.. 1359
KARNAVAL.. 1127
Höllü.. 915
Karanlık Y.. 903
İT OĞ.. 875
Küç&#.. 859
Bir Roman'ı.. 846

Son Eklenenler
.. 151
Karanlık Y.. 794
Karanlık Y.. 665
ALEVİ #.. 813
ALEVİ #.. 826
PİRSULTAN .. 726
KRAL ÇIBLA.. 513
ALMANYA ALMANYA.. 472
BİR DOKUN .. 443
AYŞE'N.. 597
Erol Yıldırım'ın Kişisel Web Sitesi www.erolyildirim.org -- Erol YILDIRIM'ın Önceki Sitesi

Powered by Aktif AJANS © 2020 
29.11.2020 05:07:36