"Birtek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir." Montesquieu
"Bir zencinin rengini degistirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yurekler vermektir." PANIN
"Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." Sokrates
"Bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar vermiş olsa bile adaletsizlik etmiş sayılır." Anonim
"Bir ülkenin türkülerini yapanlar kanunlarını yapanlardan daha değerlidir." Tales
"Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur." Eflatun (M.Ö.427-347)
"Bir şey her şey için, her şey bir şey için vardır." GOETHE
"Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur." Montesquieu
"Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır." Lao-Tzu)
Zanan seni değil, sen zamanı kullan. e.yıldırım
"kaldır at çöpe, bayatlamış hatanı akıllı ol koru şu gencecik sevdanı ballı olsun ki aşkın, tatlı kılasın akıp giden zamanı" Erol Yıldırım
Kaçan Zamana ağlayacağına, kaçırmadıklarınla övün... E.Y
Zamanla Lades tutum Gökyüzüne ellerim açıktı Aklımdaydı,ama hile yaptı "Aşkı" avucuma attı... Erol Yıldırım
Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben. ŞEMS-İ TEBRİZ
$('#s7').cycle({fx: 'scrollLeft',delay: -3000});
Kategoriler
Deneme  (2)
Eleştiri ve Analizler  (8)
Mektup  (1)
Öykü  (8)
Roman  (0)
Şiir  (0)
Tiyatro  (1)
Ve Diğerleri  (1)
KEREM GİBİ|15.05.1985

KEREM GİBİ

 

     1944 Başlarıydı, bir takım deliler, Dünyayı yeniden paylaşmak uğruna ikinci kez ateş ve kana boğmuşlardı!.. Kıyamet günlerini andıran, savaşın en şiddetli yaşandığı günlerdi o günler!..

 

     Köyden göçüp geldikleri yer, Hala`nın koltuk altı, o da henüz tam bir mekan olmamıştı onlara. Hala`nın korumasında: üç çocuk, iki de kendileri... Kocaman bir sığıntıydı onlar şimdi burada!..

     Kadın o zaman da varlıklı hanımlara temizliğe, çamaşıra gidiyordu. Bu evlere, ta uzaktaki çeşmeden tatlı su da taşığı olurdu... İlk oğlu Esat, köy yerinde bir kış günü, odun yarayım derken baltayı ayağına vurmuştu!.. N´olacak küçük bir kesik! demiş, önemsememişlerdi. Oğlan tetanoz olmuş, yataklara düşmüştü!.. Vücudu kazık kesilmişti!.. Ayağa kaldıralım deseler, bedeni de dimdik dikiliyor-du bütün bütün... Esat annesini takma adıyla çağır, "Medine" demez, "Mene" derdi hep... Yataklara düşünce, "anne" demişti, "iyileşip ayağa kalkarsam, bir daha sana, mene, demiyeceğim, dertlerin annesi, diyeceğim!.." O olmuştu. Esat bir daha hiç ayağa kalkamamıştı! Daha onuna basamadan ölüp gitmişti!.. şahhanım'ın yazgı da, Esat`a benziyordu... O da cahillikten, doktorsuzluktan küçük yaşdayken gitmişti pisipisine! Ölümünden birkaç gün önceydi, çocuğun

ağndan, burnundan solucanlar dökülmüştü dışarı!..

      İzzet, üçüncü çocukları... Aymazın teki!.. Okuyamamış. Eline tutuşturulan derme çatma bir boya sandığıyla, çocuk yaşta hayata atılmış... Kızları da okutacak güçleri nerde! Okusalar sanki n`olacaklar! Kız çocuğu değilmi!..

      Büyüğü: Gülüzar bir iki yıl ilkokul... başaramamış... Küçüğü: Arife ise, hiç okul yüzü görmemiş, en büyük hala Güzük'le, kocası Göçger'in yanına besleme mi?.. hizmetçi mi?.. işte öylesine yamanmıştı!..

      Kadın'ın zaten okuma yazması yoktu... Adam'ınsa köy yerinde hacı-hocadan, derme çatma öğrendiği tek şey, Eski Türkçe yazıp okumaydı... Hocalığı vardı, ama düzenli kazanç getirmediği için pek makbul değildi. Nikah, cenaze çıkarsa ne ala, o zaman hocalığı bir işe yarıyordu!..

          ş aylarıydı. Dünya kudurmuş savaş tüm hıyla sürüyordu!.. Alman orduları, Moskova önlerinde buz tutmuş bir havada durdurulmuştu...

       Adam güneyde, Balıkkessir'de ırgatlıktaydı... Güneyin zeytinlikleri, bağları

bahçeleri boldu. Adam hem boğaz yükünü azaltmak, hem de çoluk çocuğa birkaç kuruş katkıda bulunmak için yollara düşmüştü...

     çocukların,"Emmi" dedikleri, Hala`nın taş ocaklarında çalışan kambur koca her akşam eli yüzü, toza toprağa belenmiş, yorgun argın dönerdi eve!.. İyi mi kazanırdı?.. kötü mü?.. çocuklar bunun pek farkına varmazlardı? Ama evin tek oğlu Kerem, iyi giyindirilir, cebinden haşlığı hiç eksik edilmezdi. Mahallenin en güzel kı "Seniye" dahil, kızların çoğu Kerem`e sevdalıydı...

Kerem, Adam'ın Balıkkesir`e karnı doyurmak için, ırgatlığa gittiğinde. liseli genç bir öğrenciydi. Yani onaltı, onyedi yaşlarında falan. Kadın'sa arka arkaya doğurduğu beş çocuğa karşın hala dipdiri ve güzeldi!..

    Onu zorla, Adam'la evlendirmişlerdi. Onüç yaşlarındaydı o sıralar. Adam da  on birinde falan... Yani kadın`dan iki yaş daha küçük...

    Adam'ın Balıkkesir'e işe, diye gittiği yıllardı... Kadın evin oğlu Kerem`den epeyce büyüktü... O'ise henüz dünyada yoktu o sıralar. Adam Balıkkesir'de körboğaz tokluğuna iş, güç diye didinirken, Hala`nın yanına sığıntı diye bıraktığı Kadın, tüm sefalete, yoksulluğa karşın, yirmi yirmibeş yaşlarında hayat dolu, l cıl!..

    Kerem, şiirler yazıyor, okullar arası uzun koşulara katıyor, sporcu. Kendince yakışıklı da sayır, sadece biraz boyu kısa... Hala`nın koltuğunun altında iki ateşle barut!.. Hala: koyu yeşil gözleri; esmer teni; boyu posu, endamı ve cin mi, cin aklıyla her zaman evin tek hakimi!.. Bir sezinlese, Kerem'le, Kadın' aşne fişne içindeler!.. Ortalığı yakar yıkar, dünyayı ateşe verir mazallah!..

     Hala ne denli cin'se, aşkın gözü de kör! dur durak tanımayacak kadar arzu, şehvet doluydu!..

      Kadın pencerenin önünde ayakta, Kerem gençliğinin verdiği bütün erkekliğiyle gelmiş kadına sürtünüyor... "Ne istediğini biliyorum" diyor Kadın. Kerem`in yüreğinde duyduğu aynı şehvetle!.. Kadın'ın, Kerem'e  deli gibi bağlandığına hatta ona, "Aslı" derecesinde sevdalandığına hiç kuşku yok... Oğlan ne zaman kolundan tutup çekse, gizli kapalı, orada burada sıştırsa hayır, olmaz!.. diyecek gücü kendinde bulamıyor...  Oğlanın niyeti belli, gönül eğlendirmek!

Yakında, avuç içinde olandan alabildiğince faydalanmak!.. Yoksa evli barklı, çoluk çocuğa karışmış bir kadından! başka ne fayda bekler adam?.. Üstelik de prenseslere bile lâik görmüyen, bir de annesi varken başlarında...  

 

    Ama aşk bu işte, yasak, sır falan tanıyor! Sevenlere samanlık seyran!..

    Sonunda korkulan oluyor, beklenmiyen felaket gelip onları buluyor!..

Kadın'ın iki gözü iki çeşme Hala`ya: "Ben Kerem`den hamileyim!" demesiyle lca kıyamet kopuyor!.. Hala küplere biniyor!.. etrafı, hayatı cehenneme çeviriyor. Dövüyor, sövüyor! olmadık rezaletler... ama nafile, iş işten çoktan geçmiş... Kadın`üstünü görmüş!.. Hala: "n`etsin, neylesin!" şimdi? Başı hangi taşa vursun?.. Kimlerden medet umsun?.. İki ucu boktan ki, boktan!.. İşi dallanp budaklandırmamalı!.. Hemen örtbas etmenin bir yolunu bulmalı!..

     Her yola başvurulur. Bu istenmeyen bebek ne pahasına olursa olsun, dünyaya gelmemeli!.. Kimse bu yasak ilişkiyi duymamalı, bilmemeli!.. çocuklardan, çevreden gizleyerek! bebeği düşürmek için denenmedik yol, yöntem, kocakarı ilacı kalmaz, ama nafile! çocuk bir kez kancayı atmış, yapışmış sıya ana rahmine!.. Tüm bu çabalar boş!.. Hala son çareyi, Kadın`ı derhal Balıkkesir'e, Adam'ın yanına postalamakta bulur... Kadın oraya varacak, kendine orada hamile kalmış süsü verecek... Bütün bu plânlar Hala'nın başın altından çıyordu tabii...

    Apar topar trene bindirilip postalanan Kadın, cebine konulan bir kaç kuruş, eline tutuşturulan bir mektup adresiyle yol, iz nedir bilmeden, sorup soruşturacak, n'edip edecek, güç bela da olsa Balikkesir'e, Adam`a ulaşacaktı...

    Adam ümmi, nerden bilecek bu desiseleri... Kadın'ın çıp peşine gelmesi onu sevindirmişti. Üstelik dönüş parası da vardı cebinde... Önce hiç kuşkulanmaz. Hemen döner gelirler memlekete. Ama Kadın`ın karnı beklenenden önce irileşmeye başlayıp, bebek bir iki ay önce doğunca, dananın kuyruğu da işte o zaman kopar!.. O günden sonra Adam, hem Kadın'a, hem de kendine dünyayı zehir edecektir!.. Bu olay çocukların yanında hiç açılmaz! bir zehirli giz olarak hep yüreklere gömülür!..

    O, yıllarca hep o Adam'ı babası, ötekisini: yani öz babası da, hep Kerem Abi olarak bilir... Her ne kerametse, ne Adam bir gün kalkıp da:"Sen, benden değilsin!" diyip başına kalkar. Ne de, ötekisi bağna basıp: "Biliyor musun sen, gerçekte o Adam'ın değil, benim öz oğlumsun!" der...

    O, Adam`ın, Kadın`a yaptığı kötülüklerden mi? yoksa adı koyamadığı

çok daha başka bir nedenle mi bilinmez? Adam`a hiçmi hiç ınamamıştı!..

 

Erol Yıldım


 
  
 
Sayfa : [ 48 ]
 


Bu Yazıya Henüz Yorum Yazılmamış!


Yorum Yaz
Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Siteye Giriş Yapın!


En Çok Okunanlar
Neriman.. 1499
SEVGİL.. 1456
Karanlık Y.. 1375
KEREM GİB&.. 1359
KARNAVAL.. 1126
Höllü.. 914
Karanlık Y.. 903
İT OĞ.. 875
Küç&#.. 858
Bir Roman'ı.. 846

Son Eklenenler
.. 151
Karanlık Y.. 794
Karanlık Y.. 665
ALEVİ #.. 813
ALEVİ #.. 826
PİRSULTAN .. 725
KRAL ÇIBLA.. 513
ALMANYA ALMANYA.. 472
BİR DOKUN .. 443
AYŞE'N.. 597
Erol Yıldırım'ın Kişisel Web Sitesi www.erolyildirim.org -- Erol YILDIRIM'ın Önceki Sitesi

Powered by Aktif AJANS © 2020 
29.11.2020 04:29:04