"Birtek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir." Montesquieu
"Bir zencinin rengini degistirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yurekler vermektir." PANIN
"Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." Sokrates
"Bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar vermiş olsa bile adaletsizlik etmiş sayılır." Anonim
"Bir ülkenin türkülerini yapanlar kanunlarını yapanlardan daha değerlidir." Tales
"Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur." Eflatun (M.Ö.427-347)
"Bir şey her şey için, her şey bir şey için vardır." GOETHE
"Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur." Montesquieu
"Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır." Lao-Tzu)
Zanan seni değil, sen zamanı kullan. e.yıldırım
"kaldır at çöpe, bayatlamış hatanı akıllı ol koru şu gencecik sevdanı ballı olsun ki aşkın, tatlı kılasın akıp giden zamanı" Erol Yıldırım
Kaçan Zamana ağlayacağına, kaçırmadıklarınla övün... E.Y
Zamanla Lades tutum Gökyüzüne ellerim açıktı Aklımdaydı,ama hile yaptı "Aşkı" avucuma attı... Erol Yıldırım
Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben. ŞEMS-İ TEBRİZ
$('#s7').cycle({fx: 'scrollLeft',delay: -3000});
Kategoriler
Deneme  (2)
Eleştiri ve Analizler  (8)
Mektup  (1)
Öykü  (8)
Roman  (0)
Şiir  (0)
Tiyatro  (1)
Ve Diğerleri  (1)
KARNAVAL|04.03.1981

 

KARNAVAL

 

 

      O it oğlu itin yaptıkları, yani Hasan'ın paçasına septirme işinin üzerinden birkaç hafta geçmiş! Hasan yavaş yavaş bu işi unutur olmuştu. Yani bu olayın geçtiği o günün sonrası, Hasan yüreğinin bir yerlerinde hem o finonun sahibi yaşlı kadına, hem de diğer Almanlara karşı bir

yarı kırgınlık hissetmişti, ama günler birbirini kovaladıkça, olayın etkisi de yön değiştirmiş,

Hasan tüm suçu Alman finosuna üstüne yıkıp, işin içinden kolayca sıyrılmıştı. Böylece Al-

manlara karşı duyduğu hafif yollu kırgınlık, fino düşmanlığına dönüşmüştü!.. Bundan böyle

Hasan, büyük, küçük demeden, tüm köpeklere, özellikle de Alman finolarına karşı savaş ilan ediyordu!..

       Hasan yine kahvedeki her zamanki yerine tünemiş, herkese tepeden bakarak veryansın

ediyor!.. Almanya'yı, Almanları övüyor!.. göklere çıkarıyordu. Uzun süren bu nutkunun

sonunu, döndürüp dolaştırıp Alman köpeklerine getirdi... Kahvedekiler Hasan'ın bu tür nutuklarına alışıktılar, bu nedenle ilgi azdı. Ama söz köpeklere gelince iş renkleniyor ilgi artıyordu, çünkü bu bölüm Hasan'ın repertuarında yeniydi...

          Hasan sesinin tonunu biraz daha gürleştirerek: "Bu adamların tek beğenmediğim yan-

ları, şu köpekleri. Bu itlere nasıl oluyor da bu denli önem veriyorlar? Onları nerdeyse insan-

lardan daha fazla seviyorlar bu bir? Ikincisi de, bu irili, ufaklı mahlukları evlerinin neresinde barındırıyorlar?.. Gerçekten merak ediyorum!"

          Hasan'ın bu son zamanlarda köpeklere karşı aldığı tavır, kahvedekiler için kocaman bir gırgır konusuydu! O sözünü bitirince yine bir gırgırdır, laf atmadır başladı! Uzun süren kuru

gürültü ve gülüşmelerden sonra, Mehemet:"Hele şükür! beyimiz güç de olsa sonuçta, Alman-

ların eleştirecek bir yanını buldu(!) Sende hayli ilerleme var oğlum! Hele bir yol zorla kendi-

ni, çıkar şu inek gözlüklerini gözünden! daha neler göreceksin neler, ne itler, ne itlikler!..

 Ne maydanozlu köfteler!.."

            Mehmet'in bu yarı kızgın, yarı şakayla karışık sataşması, ortalığı yeniden kırıp geçirdi.Hasan baktı ki, işin tadı kaçtı, kaçıyor:"Durun dinleyin!" diye bir kaç kez yutkundu, baktı ola-cak gibi değil, kimse dinlemiyor. Kahkahadan ortalık kırılıyor!.. Sinirlendi! kalktı, çeketini

alıp kahveden çıktı.

             Horten, Almanya'nın binlerce alışveriş mağazalarından biri. Binlerce şubesi olan kocabir dünya. Horten'İ gezmek, içini dolduran türlü çeşitli eşyaları seyretmek, eletronik icatlara

bakmak, Hasan'ın çok hoşlandığı bir eğlenceydi. "Gerçi adam bu güzelim eşyaları görüp de

alamayınca üzülüyor, ama neylersin issizlik düşman başına!.. Burda da, ülkede de yerimiz

aynı, yoksuluz işte! Gün ola harman ola! gün gelir biz de bir baltaya sap olursak, işte o zamandilediğimiz her şeyi alırız." diye dertlenirdi hep Hasan.

              Karnaval yaklaşıyordu.  Hasan, Düpsseldorf'taki Horten'e daha sıkı uğrar olmuştu.

Aklı, fikri gözüne kestirdiği şu kovboy giysilerindeydi. çocukluk düşüydü, hep filmlerdeki

kovboylar gibi giyinmeye can atıyordu. Hazır karnaval da gelip çatmış, tam bir fırsattı bu.

Bundan yararlanıp o da karnavala katılabilirdi. Tek bir aksilik, şu beğendiği kovboy kıyafeti-

nin fiatı bir türlü düşmüyordu... Hasan kararlıydı. Ne pahasına olursa olsun, yarına kadar sab-

redecek, fiatı yine düşmezse, üçyüz altmış DM.'yi gözden çıkarıp bu elbiseyi alacaktı.

             Uzun bir süredir aynanın karşısına asılıp kalmıştı. Bir türlü aynadan kopamıyordu...

Hayımda tek kişilik ufak bir odada yatıp, kalkıyordu... çöpten alıp getirmişti bu aynayı. Irice bir şeydi. Vaktinin çoğunu bu aynanın karşısında geçiriyordu. Saatlerce taranır, süslenir, Al-

man sarışınlarına fiyakalı görünmek için çırpınır dururdu... Bilirdi ki, bütün bu çabalarına

rağmen, o hiç bir zaman, bir Alman kızının gönlünü çelemeyecek... yine bilirdi ki, Almanya'-

da Almancası olmayan bir hiç!.. Hasan'ın Almancası, Almanların da duyguları olmadığına

göre..!

            Türkiye'de olsa bakışlarıyla konuşur, anlaşırdı kızlarla. Almanlar böyle bir dilin varlı-

ğından haberdar değillerdi galiba!.. Hala aynanın karşısındaydı. Oysa çoktan kahvede olma-

lıydı. Kahvedekilerden bir kaçının gönlünü çeler de, birlikte karnavala götürürse...

              Giysiler çok yakışmıştı. Amerikalı kovboylardan bir farkı yoktu. Her şey tam dört

dörtlük... Silahlar, çizmeler, yalnız şapka biraz sakarcaydı!.. Hasan'ın en büyük özelliği saçla-

rıydı. Kıvır kıvır simsiyah saçları... Onların kapanmasını istemiyordu. Sonunda buna da bir

çare buldu. Kovboy sapkasını:"şöyle bir enseden aşağı... Robert Taylor gibi düşürdün mü,

işte bu iş de bal gibi oldu!..

          Kahveden içeriye daha adımını atmıştı ki, görenler aldılar Hasan'ı makaraya! Her ağız-

dan bir ses çıkıyordu... Hasan'ınsa bunlara ayıracak vakti yoktu. Onun niyeti başkaydı.

Sonunda aradığını bulan birinin mutluluğuyla o masaya doğru yürüdü... Kahvenin dip tarafla-

rına rastlayan bir masada Mehmet, Bedir Abi ve iki kişi daha kağıt oynuyorlardı. Anlaşılan

iddialı bir oyundu! Bir yığın da seyirci vardı masanın çevresinde. Masadakiler oyuna öylesinedalmışlardı ki, Hasan'ın geldiğini farketmediler bile... Hasan, Mehmet'İ kan, ter içinde kağatlara yumulmuş yakalayınca çok sevindi. Tam da sırasıydı, şu kendini beğenmiş, ağzını her aç-

tığında: Emperyalizim, asimilasyondan başka söz bilmeyen adama, iyi bir oyun oynayacak,

bir taşla iki kuş birden vuracaktı!.. Hasan böylece hem içindeki birikmiş hıncı alacak, hem

de biraz arkadaşları güldürecekti!.. Yavaşça Mehmet'in solundan yanaştı! çevik bir hareketle, tabancaları kınından fora etti! Mehmet'in kulaklarının dibinde, havaya doğru barutu patlatı-

verdi!.. Mehmet silah sesiyle birlikte:"Vay yandım anam!"la karışık kendini yüzükoyun yere

atıverdi... şimdi Mehmet demin oturduğu sandalyeyi kendine tam siper yapmış, yerde yatar

vaziyette!..

         Diğerleri de korkmuştu, ama barut Mehmet'in kulaklarının dibinde patladığından, en çokda o paniklemişti!.. Ilk şaşkınlık anı geçip de! Mehmet'İ öyle tam siper yerde; Hasan'ı da silah elde başına dikilmiş:"Kıbırdama lan, yoksa yakarım!" deyişi... kahvedekileri yeni baştan kırıp geçirdi! Hepsi kasıklarını tuta tuta gülüyordu!.. Hasan memnundu. Istediği olmuştu...

"Biz  çok silah patlattık!.. Sıcak savaş alanlarından  geliyoruz, savaş alanlarından!" diye her

defasında böbürlenen Mehmet'İ, yalancı barutla yerlere yatırmıştı!..

       Olayı en geç kavrayan Mehmet'ti... Yerden kalktı, sandalyesini düzeltirken:"Bu senin

yaptığına eşşek şakası derler! Az kalsın kulağımın zarını patlatacaktın!" diyerek bozuntuya

vermeden sandalyesini çekip oturdu... Aslında böyle birden bire paniklediği için de, doğrusu

çok utanmıştı!..

           Hasan:"Ya işte öyle, senin kahramanlık dediğin bu mu? Yiğitlik öyle atıp tutmaya gel-miyor. Yalancı barut bile adamı böyle yerlere serer..." Hasan hem konuşuyor, hem de demin

Mehmet'in yerdeki aldığı vaziyeti taklit ediyordu... "Hani nerede kaldı senin keskin devrimci-

liğin? diyecekti, Mehmet sözünü bitirtmedi Hasan'a... "Ne o! bu ne kıyafet? Bu defa da coni

amcana mı özenti?.." Dur bakalım oğlum, kıskanma! şu gördüğün kıyafet, tam tamına üçyüz-altmış Doçe Mark..." Işte Aptallığını kendin söylüyorsun! ancak senin gibi sivri zekalılar böy-

le acaip şeylere para verir. Aptallar olmasa! akıllılara gün doğar mı hiç? Değil mi arkadaş-

lar?.." Mehmet kendine destek arıyordu... Hasan'sa istediğini elde etmenin çalımı içinde, artıkburaya takılıp kalmak niyetinde değildi. Elinin tersiyle Mehmet'in konuşmasını keserek:

"Arkadaşlar bırakın siz şimdi bu herifin patavatsızlığını da! benimle karnavala gelen var

?.."

        "Ne seninle mi..? Hem de bu kıyafetle öyle mi?.. Burada aklını peynir ekmekle yiyen

senden başka kimseyi görmüyorum!" diye atıldı Ali... "Ulan seni deli diye tımarhaneye tıkar-

lar da, sonra hiçbirimiz kurtaramayız!.." Bedir Abi de kızmıştı:"çıkar onları üstünden, Alman finolarına dönmüşsün!" deyince, Hasan sanki kaba etine iğne batırılmış gibi birden irkildi!..

"Yoksa..!" diye içinden geçirdi. Bunlardan biri, o finonun yaptıklarını görmüş müydü?..

Bu imkansızdı! Zaten böyle bir şey olsa, bir daha asla kahveye adımını atamazdı. Böyle bir

konunun alayına dayanamazdı...

        Mehmet'in:"Hadi çekil git başımızdan da, şu oyunumuzu bitirelim!" demesine Hasan, bircan simidi gibi sarıldı... "Sizi gidi miskinler sizi! kokuşun bakalım şu pis dumanlar arasında,

kârınız ne olacak?" diyerek kapıyı çekip çıktı.

 

 

         Karnaval çoktan başlamıştı... Türlü renkte giysileriyle, adeta bir insan seli! Sokaklar

boydan boya insanlarla tıklım tıklım... Eli yüzü boyalı, maskeli, maskesiz  mahşeri bir kalaba-

lık!.. çevrede de bir o kadar seyirci... Yiyip içiyor, çalıp eğleniyorlar. Kısacası inanılmaz bir

çoşku!..

      Hasan bir süre olanları uzaktan izledi. Nedense canı sıkılmıştı. Her halde kahvedeki tepki-

ler yeni yeni etkisini gösteriyordu. Hepsi Hasan'a karşıydı. Arkadaşlarının sürekli haksız eleş-

tirileri, sınır tanımayan şakaları..! Böyle yalnız kaldığı zamanlar için için yüreğini burkuyor-

du. Hele bu gün Bedir Abi'nin de  onlara katılmış olması, gerçekten üzücüydü! Oysa Bedir

Abi'ye karşı Hasan'ın sevgi ve saygısı çoktu...

      şeytan giysili, maskeli bir grup Almanca şarkılar söyleyerek önünden geçti. "Bizim kahvedekiler de, tıpkı bunlar gibi birer şeytan, insanı mutsuz ediyorlar!.." diye geçirdi içinden..."

Sonra da yüksek sesle:"Topunun canı cehenneme! ben buraya eğlenmeye geldim." diyerek birkaç kadeh bira içmek için, geçit alanında satış yapan seyyar büfelerden birine yanaştı...

    Kadehleri birbiri ardınca boşalınca, etkisini çabuk gösterdi. Hasan'ın keyfi yerine gelmeye başladı... "şu Almanlar bunca neşeyi neye borçlu şimdi daha iyi anlıyorum?.. Zıkkım, şişede durduğu gibi durmuyor ki!.." Bir kaç kadeh daha devirince cesareti daha da artı. Tam o sırada kedi giysili bir kız önünden geçti... "Miyav!.." diye, laf attı. Kız döndü Hasan'a baktı, güldü.

Bu olay Hasan'ı daha da neşelendirdi. Artık o da, geçit törenine katılabilirdi, ama bir engel

vardı! Önce kendine uygun bir grup bulmalıydı...

        Hasan bir süre geçit törenine grupların yan tarafında yürüyerek katıldı... Buraya felekten bir gün çalmak için gelmişti...

        Nihayet sonunda aradığını buldu. Bu kadınlı erkekli kızılderi giysili bir gruptu. Dört

dörtlük bir kızılderili kabilesi. Önde tamtamları; çoluk çocuk, oklu, baltalı, yarı çıblak!.. Yüz-

lerindeki boyalardan savaşa gittikleri besbelli!.. Hasan"hah!.. tamam bu grup bana uygun,

gerçi filmlerde kızıderilerle, kovboylar pek dost değiller, birbirlerinin kafa derilerini yüzmek

için fırsat kolluyorlar, ama bu film icabı, rol gereği olmalı" dedi ve daldı aralarına!.. Önceleri her şey yolunda gitti... Hasan da gruptan biriydi şimdi...

      "Hay aksilik!.."şu sakallı kızılderili Almanın muzurluğu da olmasaydı!.. Sakallı kızılderiliHasan'ın grubun davetsiz misafiri olduğunu hissedince, gırgır olsun! diye, Hasan'ın çevresinde kızılderili dansı yaparak dönmeye başlamaz mı!.. Bu oyun diğer sarhoş Almanların da hoşunagitmiş olmalı ki, onlar da bu dansa katıldılar!.. şimdi Hasan kovboy giysileriyle orta yerde,

kızılderili giysileriyle sarhoş Almanlar çevresinde dans ediyor!.. Tamtam seslerine karışmış,

bir bağırtı, bir çağırtı!.. Arada bir plastik baltalar, mızraklar Hasan'ın orasına burasına..!

Hasan biraz sıkılıyor, ama olsun altı üstü şaka! Hem oyuna giren kol kaldırır! Hasan da çakır-keyf, katılmış  bu oyuna. Dışardan izleyenlerse, bu oyunları geçit töreninin bir parçası sanıyorlar. Sahne çok komik!.. Siyah saçlı bir kovboy, çevresinde sarı saçlı kızılderililer!.. Hasan bir ara sıyrılıp çıkmak istiyor, nafile Almanlar oyuna ısınmış bir kere bırakmak niyetinde değil-

ler. Hepsi çakırkeyf!.. Bir ara bir Alman şakayı biraz azıtıyor! Plastik bıcağını çekip Hasan'ın üzerine yürüyor!.. Istiyor ki, oyun biraz gerçeğe uysun... Hasan'ın kafa derisini yüzsün!.. Deli herif! bununla kalsa, bir de Hasan'ın burnunu ısırmazmı!.. Artık işin lamı cimi yok! Iş şaka-

dan çıkıp, kakaya dönüşüyor!..

       Hasan burnunu kemiren sarhoş Alman'ı şöyle bir hafif yollu itekliyor, adam sendeliyor,

gidip ötekilere çarpıyor! Onlar da aman düşmesin telaşında!.. Hasan bu fırsattan yararlanıp

sıyrılıyor aralarından.

       Almanların sulu şakalarından, giysisi yer yer boya ve ıslak içinde!.. Hasan aldırmıyor

bunlara, daha büyük bir zarardan kurtulmanın sevinciyle, geçit alanına kurulu türbündeki bir

kanepeye, insanların arasına geçip oturyor.

       şirket arabaları birbiri ardınca sıralanmış geçiyorlar. Ne de çoklar!.. Demek Almanya'-

ya tümden bu şirketler, tekeller eğemen. Ya devlet..! "Tekeller devlet oluyor" demek!..

          Hasan:"Kim bilir kaç milyon harcanıyordur bu eğlenceler için? dedi... Bu törenler irili

ufaklı Almanya'nın her şehrinde yapılıyordu... Tonlarca şeker dökülüyordu sokaklara. çoğu

yerlerde kalıp eziliyor, boşa gidiyordu...

        Hasan düşünüyordu, şimdi şu yerlere saçılan şekerler: Hindistan'a, Afrika'ya gönderilse

oradaki çocuklar ne kadar çok mutlu olur, Alman amcalarına ne kadar çok minnettar kalırlar-

!..

        Hasan bu tür düşüncelerden sıyrılmak istiyordu. Korkuyordu bu tip düşüncelerden! çün-

kü bu düşünceler ona ait değildi... Asimilasyon Mehmet'in, Bedir Abi ve diğerlerinindi... Evetçoğu yerde haklıydı bunlar, Hasan'sa bu adamların haklı çıkmasını istemiyordu. O zaman

kendi düşünceleri, kendi savundukları boşa gidecekti. Oysa o Almanya'yı, Almanları çok

seviyordu!..

        Süngerler, balonlar, oyuncak bebekler... bir sürü şey atılıyordu izleyenlerin üzerine.

Almanlar antrenmanlıydı, arabalardan atılanları daha havada kapıyorlardı!.. Hepsi Hazırlıklı

gelmişlerdi... Bez torbaları, sırt çantaları... Ellerindekiler daha şimdiden yarı yarıya dolmuştu.

Hasan da özendi bu atılanlardan kapmak istedi, ama başaramadı. Havada yakalayabilmek için deneyimli olmak gerekiyordu... çaresiz yere saçılan şekerlerden bir iki tane alıp, ağna at-

...

          şimdi de, ünlü bir gazetenin reklâm arabası, mini etekli güzel kızlarıyla geçiyordu. Heleiçlerinde birisi vardı ki, ne demeli?.. Tam bir içim su!.. Hasan tüm olumsuz düşlerinden sil-

kindi birden!.. şu kızla en azından göz göze gelmeliydi! Bunun için bir şeyler yapmak gereki-

yordu. Bir iki kez el salladı, olmadı!.. O da Almanlar gibi tüm gücüyle:"Hallavooo!..

Hallavoo!.." diye bağırdı!..  Nihayet kız onu duymuştu!.. göz göze geldiler. Bu bir anlık

bakışmada, Hasan erir gibi oldu! Bir şeyler yapmak için çırpındı!.. Kızı taşıyan araba ağır ağırönünden geçiyordu!.. Sonunda eliyle şeker atmasını işaret etti... Kız bir avuç dolusu şekeri vargücüyle Hasan'a doğru fırlattı! Hasan uzakça bir yerde oturuyordu. Hamle yaptı! bu defa bir-

kaç şekeri havada yakalamayı başardı, ama: "Hay aksi hay!.. şekerlerden biri olanca hızıyla

gelip Hasan'ın burun kemiğine çarpmazmı!.. Hasan bir: "oy yandım anam !" çekti...

          Canı çok yanmış, gözlerinden alev gibi yaş boşanmıştı... Uzun bir süre iki eli yüzüne

kapalı, öylecekala kaldı!..

        Gözlerini açtığında mini etekli kızın bindiği araba çoktan uzaklaşmıştı!..

Hasan:"yok!" dedi... "Bu günden bize hayır yok!.. En iyisi hayıma gidip soyunmalı, sonra da kahvenin yolunu tutmalı..."

 

04.03.1981

Düsseldorf

 

Erol Yıldırım

 


 
  
 
Sayfa : [ 47 ]
 


Bu Yazıya Henüz Yorum Yazılmamış!


Yorum Yaz
Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Siteye Giriş Yapın!


En Çok Okunanlar
Neriman.. 1499
SEVGİL.. 1456
Karanlık Y.. 1375
KEREM GİB&.. 1359
KARNAVAL.. 1127
Höllü.. 914
Karanlık Y.. 903
İT OĞ.. 875
Küç&#.. 859
Bir Roman'ı.. 846

Son Eklenenler
.. 151
Karanlık Y.. 794
Karanlık Y.. 665
ALEVİ #.. 813
ALEVİ #.. 826
PİRSULTAN .. 725
KRAL ÇIBLA.. 513
ALMANYA ALMANYA.. 472
BİR DOKUN .. 443
AYŞE'N.. 597
Erol Yıldırım'ın Kişisel Web Sitesi www.erolyildirim.org -- Erol YILDIRIM'ın Önceki Sitesi

Powered by Aktif AJANS © 2020 
29.11.2020 04:55:50