"Birtek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir." Montesquieu
"Bir zencinin rengini degistirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yurekler vermektir." PANIN
"Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." Sokrates
"Bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar vermiş olsa bile adaletsizlik etmiş sayılır." Anonim
"Bir ülkenin türkülerini yapanlar kanunlarını yapanlardan daha değerlidir." Tales
"Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur." Eflatun (M.Ö.427-347)
"Bir şey her şey için, her şey bir şey için vardır." GOETHE
"Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur." Montesquieu
"Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır." Lao-Tzu)
Zanan seni değil, sen zamanı kullan. e.yıldırım
"kaldır at çöpe, bayatlamış hatanı akıllı ol koru şu gencecik sevdanı ballı olsun ki aşkın, tatlı kılasın akıp giden zamanı" Erol Yıldırım
Kaçan Zamana ağlayacağına, kaçırmadıklarınla övün... E.Y
Zamanla Lades tutum Gökyüzüne ellerim açıktı Aklımdaydı,ama hile yaptı "Aşkı" avucuma attı... Erol Yıldırım
Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben. ŞEMS-İ TEBRİZ
$('#s7').cycle({fx: 'scrollLeft',delay: -3000});
Kategoriler
Deneme  (2)
Eleştiri ve Analizler  (8)
Mektup  (1)
Öykü  (8)
Roman  (0)
Şiir  (0)
Tiyatro  (1)
Ve Diğerleri  (1)
Küçücüktüm Üşüdüm|

KÜÇÜCÜKTÜM ÜŞÜDÜM

Ayaklarındaki soğukkuyu lastik papuçlardan geçen çivi gibi kar soğuğu, yün çoraplarını yalayarak ayak parmaklarını, oradan baldırlarını sonra daha yukarıla-ra yürüyerek diz kapaklarını ve bütün bedenini donduruyordu. Vücudu adeta bu-za kesmişti... Ellerini bir kaç kez sıkıca oğdu. Sonra dudaklarına iyice yaklaştır-

ıp deriden gelen bir solukla minnacık avuçlarının arasına sıkıca art arda birkaç

kez üfledi. şimdi hem üflüyor, hem de ellerini hızla ovuşturuyordu. Bu korkunç şubat ayazını dindirmeye, bu boş mideyle, sıska ciğerlerden çıkan çelimsiz so-

luk yetmiyordu! şu dondurucu soğuğa rağmen, çoğu kez yaptığı gibi yine san-

dığının başında otururken, acayip düşler kuruyordu! Boyacı Aloş`un düşleri,

n`olacak işte!.. Bir zengin müşteri gelecek. Ayağını sandığa basacak:"Boya ba-

kalım şunları evlat" diyecekti!.. O yine her zamanki gibi, eski yün çorabı sandı-

ğın alt gözünden çıkarıp, önce bir güzelce ayakabıların bokunu püsürünü temiz-

leyecek, sonra çift fırça... tıkır tıkır sesler çıkararak, bir güzel de çift çila attınmı ayakkabıları, al sana ayna!.. Adam zenginmi zengin!.. "Sen" diyecek Aloş'a

"zavallı çocuk, daha çok küçüksün!.. Kimin kimsen yok mu? Bu karda, bu ayaz-da!..." O boynu bükük başlayacaktı, kısa ve öz hayat hikâyesini anlatmaya...

Adam bir kat daha duygulanıp, gözyaşlarına boğulacak ve hemen tutacaktı

boyalı ellerimden Aloş`un!.. "Gel" diyecekti ona, "bundan böyle sen benim oğ-

lumsun. Seni evlat edineceğim, kurtaracağım seni bu pis hayattan!.. Okuyup

adam olacaksın..." İşte o biçim!.. tıpkı tıpkısınsa yerli filmlerdeki gibi. Adamın mutlak sarı saçlı, yeşil gözlü, Aloş yaşlarında bir de kızı olacaktı. İkinci sınıftakisıra arkadaşı Neriman gibi...

     Aloş'un bu o biçim düşleri, bugüne kadar gerçekleşmemişti. O zengin adam

çıkıp da, bir türlü gelmemişti henüz, ama olsun mutlaka bir gün çıkıp gelecek,

bu düşleri gerçekleşecekti. O bundan adı kadar emindi...

   

     Nuri`nin Kahvesi sıcacıktı. Ortaya kurulan taş kömürü sobası her zaman tunç gibi kızarır etrafa uyku dolu, hoş bir rehavet yayardı... Garipler Hanı'ndan, Nu-

ri`nin Kahvesine doğru ortalığı kasıp kavurarak esen keskin ayaza daha fazla da-

yanamadı! Donmuş düşlerinden sıyrıldı. Meyva sandığından dönme, ağır boya

sandığını, yine belini ağrıtarak zorla buz tutmuş kaldırımdan söktü. Kayışını zor-lanarak, güçlükle sağ omuzuna yerleştirdi. Sağ eliyle sandığının altına yapıştı.

Böyle yaparak omuzuna binen yükü biraz olsun hafifletmeye çalışırdı. Sol elin-

de oturağı, sağ omuzunda koca boya sandığı, kahvenin kapısını ayağıyla iterek

daldı içeriye!.. Bu kapının bir anlık açılıp, kapanması, dışarının korkunç ayazıy-

la, kahvenin ağır kaçak tütün sinmiş havasını birbirine karıştırdı. Dışarıdan girenkuru ayaz, ocakçı Kazım'ın suratına çarpınca, gayri ihtiyari bakışlarını kapıya

çevirdi... Kazım tanıdıktı. O da Höllüklü'den.Yabancı biri olsa, bir siktir çeker!

tekrar sokağı boylardı Aloş... İnsan adamdı şu Kazım amca. Yaz, kış hep kollu-

yordu onu...

    Yüzlerce Aloş vardı bu şehrin varoşlarında. Hepsinin de ayrı, yanık bir hayat öyküsü!.. Ama, hepsi bir yana'ydı... bu Aloş başkaydı. Onların Aloş`uydu. Aynı mahalleliler... Adam'ın pis işleri yüzünden aile darma duman!.. çocuklar sokaktaişte... "Ulan olur mu? hiç böyle dangalaklık!.. Sen kalk burnunun dibindeki as-

keriye deposundan çalınmış malı al! götür şehrin göbeğinde, pazarlamaya kalk...Yenecek halt mı bu hiç?.. Minareyi çalan! önce kılıfını hazırlamalı, değilmi

yani?.. Kolaycacık adama yuttururlar mı hiç çiğnenmemiş lokmayı?.. "

Enseleyivermişlerdi Adam'ı hemen!.. Suçüstü yapıvermişlerdi!.. Bu yetmezmiş gibi birde, "suç ortağı" diye Kadın`ı da almışlardı içeri... Mahalleli onlara değil, karda kışta sokakta kalan şu üç çocuğa yanıyordu... Bir süre korumalarına almış-lardı almasına da, ne zamana kadar? Yoksulluk imanını gevretiyordu Höllüklü-

lerin! Aman vermiyordu hiçbirine... Kazım`ın içinden, şimdi Adam'a veryansın etmesi kaçak mal satmasından falan değil, beceriksizliğineydi. İşleri eline yüzü-ne bulaştırıp, yakayı kolaycacık elevermesineydi!.. "Ne yapsın zavallım, kaçak mal falan satmak değil, insanın fırsat bulsa soygunculuk yapacağı bir zaman!.."

Yoksulluk bir yazgı, öyle muska olup gelmiş boyunlarına asılmış ki, kurtul kur-

tulabilirsen!..

      Aloş isteksizce, yalancıktan, "boyayalım, parlatalım abiler, amcalar" diye

kahveyi şöyle bir turladı. Biliyordu ki, kahvedekilerin çoğu kendi gibi soğukku-

yu lastikliydi. Altı kauçuk üstü kösele ayakkabı giyene bu kahvede tek tük rast-

lanırdı. Buranın müşterileri de yoksul mahallelilerdendi. Ya Höllüklü'den, ya da Alibaba'dan... Gitti, sandığını omuzundan indirip, Kazım`ın çalıştığı ocağın bir

köşesine her zamanki yerine, tezgahın altına yerleştirdi. Bu gün yine işler ter-

so'ydu!. Sadece bir çift akakkabı boyamıştı. Adam efendiden biriydi, Aloş'a acı-

dığından olsa gerek, çıkarıp delikli yüzpara yerine, beş kuruşuna kıymıştı... 

       Kazım: "Otur bakalım mektepli, sana bir paşa çayı yapayım da için ısınsın!.."Yok sağol amca! ben bir an önce eve gideyim, daha derslerim var... Okumayı

daha iyi sökmeliyim ki, arkadaşlarım ben okurken, kem küm ettiğim için alay

etmesinler!.. Sonra İhsan öğretmene de ayıp oluyor! Suç ondaymış gibi üzülü-

yorum..."

"Sen daha olanları öğretmenine anlatmadın mı yoksa?.."

"Biliyor, ben anlatmadım, ama o biliyor. Nerden duymussa öğrenmiş?.. Biliyo-

rum beni hep bu nedenle daha çok koruyor, diğer çocuklara ezdirmiyor! İşte en

çoğu da bunun için çok çalışmalıyım... Adam olmalıyım!.." Aloş kendini o an

kaptırmış! nerdeyse hep düşlediği "o bir gün gelip onu kurtaracak olan zengin

adamdan!" söz edecekti, ama Kazım amca dalgasını geçer diye vazgeçti...

Otur, dedi Kazım, "şu köşecikte yap dersini. Gidip de bu soğukta evde na'pacak-sın?.."

"Kardeşlerimi unutuyorsun... Doğan`ın ateşi vardı!.. Fadime teyzedeler...

Onlarla da ilgilenmeliyim..." Kazım kendini tutamadı güldü...

"Sen doktor musun lan kerata?.. Otur şuraya, yap bitir derslerini, sonra çekip

gidersin!.." Paşa çayını irice bir bardakta getirip önüne koydu... Yük olmak iste-miyordu Aloş, sandığını ocağın bir köşesine koymasına razı olmuştu ya! daha neistiyordu?.. Sonra o da bir işçi parçası!.. Ya patronu bozuk atar! ya onun yüzün-den Kazım amca azar işitirse!..

      Öğlenleri okuldan çıkınca geçiyordu boya sandığın başına, sarılıyordu fırça-

lara... Öğlene kadar okul, öğleden sonraları da şu kahve senin, bu kahve benim

ekmek parasına koşuşturuyordu... çantası kahvedeydi. Kitaplarını Kazım amca-

nın önüne koyduğu tabureye yaydı. Bir sayfa yazılacak yazısı vardı. Aceleyle

onu karaladı... Aritmetik ödevleri... Sonra Ülkü Dergisinin yeni sayısındaki,

"Canım Anneme" şiirini ezberlenecekti... Bir dergiye bakıyor, bir gözlerini

kapatıp ezberden dizeleri içden içe yineliyordu... Kahvedekiler onun bu hallerinealışkındı. Kendilerinden biri olmuştu artık. Yadırgayan yoktu Aloş'un bu halleri-ni...

       Hikayesini Kazım`dan duymayan kalmamıştı. Zaten kahvedekiler birbirlerinin her şeylerini bilirlerdi. Sır perdesi kalkmıştı aralarından. Bütün gün kahvede

pinekleyip de! sır tutmak olur muydu hiç?.. Ne laflayacaksın?.. Dereden tepedenderken; ahlar, oflar arasında en gizli kalması gereken sırlar parça parça dökülür-

dü ortaya...

     İssizlik gırla!.. Savaş yılları, bir çok şey karneyle. Bu arada bir de kışın derdi belası!.. Soğuğu yenmenin, olmazsa olmazı kok kömürü, ama o da karneyle.

Bir ton kömür düşüyordu hane başına. Bereket Adam'la, Kadın dama düşmeden önce bu bir ton kömürü alıp atmışlardı içeri...

     Aloş kahveden çıktığında hava nerdeyse kararmak üzereydi. Kazım amca,

"biraz daha dur, birlikte gideriz" demişti. Gece nöbetine başka ocakçı gelecekti.

Aloş, "olmaz" dedi, "çok geçiktim, kardeşlerim şimdi merak eder..."

    çantasını vurmuştu sırtına. Bu çanta ile Aloş'un hiçbir şeyi uyum sağlamıyor-

du ya olsun... Bu kösele çanta, bir çift gızlavet çizme ve yakası kürklü bir palto-

yu, Ankara'dan anne dediği, "Hala" yollamıştı... Palto küçülmüş, sırtına olmuyordu artık. çizmeler de çoktan parçalanmıştı. çanta ise hâlâ gıcır gıcır... Emmi

çantayı Ankara`dan, Höllüklü`ye ilk getirdiği günün akşamı, çizmelerle birlikte bu çantayı da yastığının altına koymuş, o gece onlara sevinçle sarılarak uyumuş-

tu...

     Ertesi sabah: Yakası kürklü paltosu sırtında; içi lifyonlu Gızlavet çizmeleri

ayağında; deri çantası koltuğundaydı... Onlarla okulda ve mahallede iyi hava

basmış, müthiş sükse yapmıştı!..

 

Erol Yıldırım

 


 
  
 
Sayfa : [ 38 ]
 


Bu Yazıya Henüz Yorum Yazılmamış!


Yorum Yaz
Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Siteye Giriş Yapın!


En Çok Okunanlar
Neriman.. 1499
SEVGİL.. 1456
Karanlık Y.. 1375
KEREM GİB&.. 1359
KARNAVAL.. 1126
Höllü.. 914
Karanlık Y.. 903
İT OĞ.. 875
Küç&#.. 859
Bir Roman'ı.. 846

Son Eklenenler
.. 151
Karanlık Y.. 794
Karanlık Y.. 665
ALEVİ #.. 813
ALEVİ #.. 826
PİRSULTAN .. 725
KRAL ÇIBLA.. 513
ALMANYA ALMANYA.. 472
BİR DOKUN .. 443
AYŞE'N.. 597
Erol Yıldırım'ın Kişisel Web Sitesi www.erolyildirim.org -- Erol YILDIRIM'ın Önceki Sitesi

Powered by Aktif AJANS © 2020 
29.11.2020 04:41:36